Sakarya Kültür-Sanat
Giriş Tarihi : 11-01-2021 15:52   Güncelleme : 11-01-2021 15:56

EĞİTİM DAVASI VE ÖĞRETMEN

EĞİTİM DAVASI VE ÖĞRETMEN

İnsanoğlunu beşikten mezara kadar götürüp arkasından hayır dua ya da beddua ettirecek olan ve dünyanın en büyük mesuliyetini yüklenen yegâne insan öğretmendir. Medeniyetleri ve devletleri inşa eden de, yıkan da yine onlardır. Dolayısıyla öğretmenine değer verildiği ve hürmet gösterildiği ülkeler mesut ve faziletli olarak yaşarlar. Fakat onların alçaltıldığı, mesleğinin hor görüldüğü ve talebenin ayaklarının altına serildiği milletler düşmeye mahkûmdur ve şüphe yok ki bedbahttır. Çünkü her devrin idealizmini yaşatan ve yöneten onlardır. Tarihin her döneminde muallimlerin izinde yürüyen devletler gelişmiş, fakat onları kırbaçlayan ve ilmin üstünde korkunç bir devlet tahakkümü yaşayan medeniyetler kısa zamanda çökmüşlerdir.

Misal olarak Oğuzların Anadolu’ya yerleştiklerinde başlarına taç yaptıkları Nizamülmülk gibi âlimlerin açtığı ilim ve ahlak ile yürüyenler devlet binalarının çatısını kolaylıkla inşa etmiş, şehzadelerini dahi âlimlerinin ruh yapısına teslim etmişlerdir. Tüm dünya da olduğu gibi bizim tarihimizde de muallimin yükseltildiği devirlerde medeniyet ve ahlakın zirvesine erişilmiş, fakat alçaltıldığı devirlerde uçurumlara yuvarlanılmıştır. Muallimlerin sahip olması gereken vazife ve mesuliyet ruh yapısı bakımından değersiz ve iptidai bir fonksiyondan ibaret değildir. Onun mesuliyetleri çoktur ve hayatın her safhasına uzanması gerekmektedir. Bir memlekette hırsızlar çoğalıyorsa, ticaret ahlakı bozuksa, cinayetler işleniyorsa bundan âlimler sorumludur. Siyaset, milli tarihin çizdiği yoldan ayrılmış, millet köklerinden koparılmışsa onlar sorumludur. Gençlik avare ve davasız, aileler otoritesiz kalmışsa bundan da onlar sorumludur

 Memurlar rüşvetçi, mesul makamlar iltimasçı ise âlimlerin utanması icap eder. Eğer zekâlar sömürülecek malikâne olarak, kalplerden başka saha bulamamışlarsa ve ilim insanlığı tutup kaldıracak yerde dostları birbirine düşman yapacak bir karakter kazandırmışsa, eğer çocuklar büyüklerden daha fazla söz sahibi olmuş, yaşlılar ise çocuklarından ümidini kesmişse, biliniz ki orada muallimler görevini yapamamıştır. Din kavramı bile bir riya ve taklit merasimi haline gelerek vicdanlar sahipsiz kalmışsa, kalpler zâlimleşmiş, iradeler sıradanlaşmışsa bu gevşemenin mesulü yine onlardır. Muallimler her şeyden evvel hayatımızın sahibi olmaktan ziyade sanatkârıdır. Kullanıcısı değil yapıcısı, seyircisi değil aktörüdür. Onlar en doğru ve en güzel hayat örneğini hazırlayıp sunarken, bize düşen balını ürettikten sonra yemeyip bize bırakan arının bu hareketini şuurlandırıp ideal haline getirmektir. Onlar ruhumuzda ki fetihlerin kahramanı ve şerefli sahibi olduğu halde, bu hayatı yaşamayı değil, ona hizmeti tercih etmiş fedakâr varlıklardır. Geçeceği yolların bir takım engellerle örtülü olduğu halde, buna tahammül etmesini bilen, ideallerinin düşmanları karşısında ‘’beddua et’’ diyenlere karşı ‘’hayır, ben beddua için gönderilmedim’’ diye susturarak, ‘’bir gün gelecek, bunlar davamıza en büyük hizmeti yapacaklardır’’ diye cevap veren müjdeleyicilerdir.

Gücümüzün yetmediği yerde kalbimizin yakınmalarına, yüzümüzün gülmediği yerde gönlümüzün kin ve nefretlerine karşı gelerek, içimizde kirli olan ne varsa ruhumuzdan sıyırıp atabilecek olan el onun elidir. Onlar her halkın yaşadığı gibi yaşayamaz. Vücudu zincirlense bile, fikri zincirlenemeyen yegâne kişi olmalıdır. Dolayısıyla onların çalışmasını idari ve siyasi endişelerle sınırlandırmak suretiyle yön vermeye çalışmak, onun yapısı bakımından hür olan şahsiyetini budamaya çalışmak onu ve toplumu ölüme mahkûm etmektir. Kültür ve maarif hayatında böyle bir sefaleti yaratmamak için öğretim ve eğitim çalışmalarında öğretmenin mutlak hürriyeti tanınmalı, bu hürriyetin sadece kötüye kullanılması durumunda genel bir zedeleme yapılmaksızın müdahale edilmelidir. Çünkü mahkûm edilmiş fikir ve irfan, en az vatan toprağının esaret altında kalması kadar acıdır. Onun millet ruhunun yapıcısı olduğuna inanmayan ve basit bir öğretim memuru haline koyan zihniyet, kültür ağacını kökünden baltalamış sayılır. Maarif derdimizin derinliğini bir an evvel fark edemezsek, üç asırdan beri sarp kayalara çarpa çarpa harap olan eğitim gemimiz limana varamadan dehlizlerin içinde yok olacaktır.

On altı sene okuduktan sonra kendi fikirleriyle bir hayat değeri ortaya koyamayan, tüm şahsiyetini siyasi ve ideolojik oluşumlardan alan gençleri hayat sahnesinde görmekten kurtulamayacağız. Okullarında en iyi dereceleri alanların mühendis ve doktor, orta derecelilerin hukukçu, en geri olanların ise öğretmenlik mesleğini tercih ettiği bir sansasyonun ortasında muzdarip kalarak dizlerimizi dövmeye devam edeceğiz. Bilinmelidir ki; yetiştirici elemanlarını tam donanımlı bir şekilde hazırlamadan her noktada okullar açarak diploma dağıtım merkezi haline getirenlerin ulaşacağı akıbet, milli eğitimin kabiliyet ve değerini günden güne düşürmek olacaktır. 
 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA