Bir ömür, kaç bahar eder?
Kaç takvim yaprağı, kaç bayram sabahı, kaç sonbahar akşamı...
Sonra hepsi bir rüzgârın önünde savrulan yapraklar gibi uzaklaşır. Geriye ne servetin ağırlığı kalır ne de makamın gölgesi. İnsan, ömrünün sonunda cebindekilerle değil; gönüllerde bıraktığı yankıyla tartılır.
Zaman, dünyanın en adil hâkimidir.
Bugün önünde eğilineni yarın kimse hatırlamaz; bugün sesi duyulmayanı ise asırlar konuşur.
Onun içindir ki tarih, zafer kazananların değil; iz bırakanların kitabıdır.
İskender, yarım dünyayı fethetti; fakat ardında taşıdığı ihtiras mı kaldı, yoksa medeniyetlerin birbirine karıştığı yeni bir ufuk mu? Fatih Sultan Mehmed yalnızca surları yıkmadı; bir çağın kapısını kapatıp başka bir çağın penceresini açtı. Yunus Emre'nin ise ne ordusu vardı ne hazinesi... Fakat yedi asırdır gönüllere yürüyen birkaç dizesi, nice hükümdarın fermanından daha uzun ömürlü oldu.
Demek ki insanı yaşatan, sahip oldukları değil; dokunabildikleridir.
Bugün adını altın harflerle yazdırmaya çalışan nice kişi, yarının dipnotu olacaktır. Buna karşılık ömrünü sessizce ilme, hakikate ve insanlığa adayan nice isimsiz insan, görünmez köprüler kurarak gelecek nesillerin yolunu aydınlatacaktır.
Çünkü hakikatin sesi gürültülü değildir.
Bir pınar nasıl sessiz akarsa, gerçek bilgi de öyledir. Bağırmaz, gösteriş yapmaz; yalnızca yolunu bulur.
Ne gariptir ki insan, çoğu zaman en büyük imtihanını düşmanıyla değil; kıymet verdikleriyle yaşar. Bazen yıllarını verdiğin bir dostluk, tek cümleye bile sığdırılmadan biter. Bazen emek, sessizce yok sayılır. Bazen insan, kendi hatırasından bile çıkarılır.
İşte tam o anda insanın önünde iki yol belirir.
Ya kırgınlığını ömrünün yükü yapacaktır...
Ya da onu karakterinin terbiyesi...
Zamanın terazisi ağır işler; fakat şaşmaz.
Roma Senatosu, Marcus Aurelius'u imparator yaptığı için değil; ardında bıraktığı Kendime Düşünceler sayesinde bugün hâlâ hatırlıyoruz. Endülüs'ün kütüphanelerini yakanların isimleri tarihin tozuna karıştı; o raflarda korunan fikirler ise kıtaları aşarak insanlığın ortak mirasına dönüştü. Moğollar Bağdat'ı ateşe verdiğinde, Dicle'nin sularının mürekkep rengini aldığı anlatılır. O kitapların çoğu kayboldu; ama ilmin ateşi sönmedi. Çünkü bilgi, yakılan sayfalarda değil; onu yeniden yazacak iradede yaşar.
İnsan da böyledir.
Bazen bulunduğu yerden ayrılır; fakat bıraktığı iz, bulunduğu yerden daha uzun yaşar.
Bir ağacın gölgesinde dinlenenler, onu diken eli tanımayabilir. Bir köprüyü kullananlar, taşlarını üst üste koyan ustanın adını bilmeyebilir. Ama gölge yine serinlik verir, köprü yine insanları birbirine kavuşturur.
Belki de gerçek başarı budur.
Adının alkışlarla anılması değil...
Yokluğunda bile faydanın yaşamaya devam etmesi.
Bugün içinde yaşadığımız çağ, hızın ve görünürlüğün çağını kutsuyor. İnsanlar kalıcı eserler bırakmaktan çok, geçici izlenimler bırakmanın peşinde. Oysa dijital ekranlarda parlayan isimler, çoğu zaman bir sonraki kaydırmayla unutuluyor. Bilgelik ise hiçbir zaman acele etmedi. Meşe ağacı bir mevsimde büyümez; medeniyetler de bir günde kurulmaz.
Hakikatin ömrü, gündemin ömründen uzundur.
Bu yüzden insan kendine şu soruyu sormalıdır:
Ben bu dünyadan geçerken geriye ne bırakacağım?
Bir kırgınlık mı?
Bir öfke mi?
Yoksa bir düşünce...
Bir eser...
Bir dua...
Bir iyilik...
Belki de ömrün en büyük muhasebesi budur.
Çünkü mezar taşlarına unvanlar kazınabilir; fakat insanların hafızasına yalnızca karakter kazınır.
Ve gün gelir...
Bütün kapılar kapanır.
Bütün kalabalıklar dağılır.
Bütün alkışlar susar.
Geriye yalnızca zamanın hükmü kalır.
İşte o hüküm, ne kadar yaşadığımızı değil; nasıl yaşadığımızı yazar.
Çünkü insan, toprağa verdiği bedeniyle değil; zamana emanet ettiği iziyle ölümsüzleşir.
Saygılarımla...
Telif Hakkı ve Sorumluluk: Bu köşe yazısındaki fikirler yazarın şahsi görüşleridir ve sorumluluğu yazara aittir. Yazının tüm hakları saklıdır; kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
Çağdaş Sürücü
İnsan Gider, İz Kalır
Turan Ateş
C. H. P. ve Y E N İ P A R T İ
İbrahim Hakkı Gündoğdu
SİYASET “ÖZEL”LE KAZANABİLİR Mİ?
Olgun Sert
UFUKTAKİ SAVAŞ
Şakir Albayrak
BİLİMSEL ÇALIŞMALARDA DİL BİLMEK, KIRMAK MI, EZMEK Mİ?
Taner Yıldız
TAŞ ATARAK TANKLARI DURDURACAĞINI ÜMİT EDEN ÇOCUKLAR ve ZULME SESSİZ KALAN ZALİM İDARECİLER
Hasan Topçu
BEN BU KÖYÜN NAMUSUYUM
Fuat ÖZGEN
BİZE ASIM’IN NESLİ GEREK
Saniye Altakhan
MAÇI İZLEDİM
Serpil Başer
UYANSANA ANNEM