Modern insan, “sahip olursam tamamlanırım” diye başlayan büyük bir yanılsamanın içinde yaşıyor. Daha iyi iş, daha yüksek maaş, daha prestijli unvan, daha çok görünürlük, daha fazla onay… Hayat bir koşuya dönüşmüş durumda. Ama ironik olan şu: Birçok insan artık neden koştuğunu bile bilmiyor.
Sorun şu: İnsan hedeflerden değil, sahte hedeflerden tükenir.
Bize başarı diye sunulan şeylerin önemli bir kısmı, aslında dikkatle paketlenmiş bir boşluktan ibaret. Sosyal medyada parlayan hayatlar, sürekli karşılaştırmalar, bitmeyen “daha fazlası” hissi… Dışarıdan güçlü görünen bu dünya, içeride çoğu zaman sessiz bir yorgunluk üretir.
Çünkü insan, kendisine ait olmayan bir hayatı yaşadığında en çok kendinden uzaklaşır.
Zamanla şu gerçek belirir: Sahip oldukların arttıkça, kendine temasın azalabiliyor.
İşte tam bu noktada hayat bazen bir yerden çatlar. Bir kayıp, bir hayal kırıklığı, bir sessizlik ya da sadece gecenin ortasında gelen o iç sorgulama… Dış dünyanın sesi kısılır, insan ilk kez kendi içini duyar.
Tasavvufta “kalp mührü” diye anlatılan şey tam olarak bu kırılma anıdır: İnsan ilk kez dışarıdan içeriye düşer. Ve bu düşüş, sanıldığı gibi bir çöküş değil, gecikmiş bir uyanıştır.
O ana kadar peşinden koşulan pek çok şeyin aslında “gerçek ihtiyaç” değil, öğretilmiş arzular olduğu görülür. Toplumun, çevrenin, sistemin ve sürekli kıyas üreten dijital dünyanın şekillendirdiği istekler…
Bir süre sonra insan şunu fark eder: En çok istediğini sandığı şeylerin çoğu, aslında en az ona ait olanlardır.
Bu farkındalıkla birlikte ego eskisi kadar güçlü konuşmaz. Çünkü ikna gücünü kaybetmiştir. Alkışlar aynı etkiyi vermez. Unvanlar aynı ağırlığı taşımaz. Karşılaştırmalar anlamını yitirir.
Ve sahneye başka bir şey çıkar: Sessiz ama net bir iç ses.
O ses gösteriş istemez. Kalabalık aramaz. Sadece gerçek olanı ister.
Bu bir vazgeçiş değildir. Hayata küsmek ya da geri çekilmek hiç değildir. Aksine, insanın ilk kez kendi hayatını gerçekten taşımaya başlamasıdır.
Ödünç kimlikleri, ödünç hedefleri ve ödünç arzuları bırakmaktır. İlk kez “ben” sandığı şeyin ne kadar dışarıdan inşa edildiğini görmektir.
Bugün asıl soru şudur:
Koştuğun hayat gerçekten senin mi, yoksa sana öğretilmiş bir senaryo mu?
Çünkü bazı insanlar hayata yetişemez.
Sadece kendine döner.
Saygılar...
Bu metin, yazarın özgün fikri ve ifadesidir. İzinsiz olarak kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz veya ticari amaçla kullanılamaz. Tüm hakları saklıdır.
Çağdaş Sürücü
Ruhun Büyük İstifası: Peşinden Koştuğumuz Gölgeler
Olgun Sert
ADLİ KOLLUK
İbrahim Hakkı Gündoğdu
AMERİKA- ÇİN ve ÇAĞDAŞ KÖLELİK
Turan Ateş
MEDYADAN BİR HABER ve YORUMLAR
Şakir Albayrak
SANAT ve BİLİM KONULU SOHBETİM
Taner Yıldız
TAŞ ATARAK TANKLARI DURDURACAĞINI ÜMİT EDEN ÇOCUKLAR ve ZULME SESSİZ KALAN ZALİM İDARECİLER
Hasan Topçu
BEN BU KÖYÜN NAMUSUYUM
Fuat ÖZGEN
BİZE ASIM’IN NESLİ GEREK
Saniye Altakhan
MAÇI İZLEDİM
Serpil Başer
UYANSANA ANNEM