Reklam
https://www.sakaryadetayhaber.com/files/uploads/user/6107f0a7614917c3c78a74ebe45f00ca-616edffbe5bfa4fdf722.jpg
Olgun Sert

AZINLIĞA DÜŞECEK OLAN TÜRK NÜFUSU...

18-05-2024 21:38

Küçükken yaşı oldukça ilerlemiş büyüklerimizden hayat anılarını dinlerdim. Bu anılar genel olarak savaşlar,uzun süren askerlik, açlık,kıtlık,yokluk,hastalık,gurbetçilik ve hayatta kalma savaşı üzerine olurdu. Hayatları hep mücadele ve yaşam savaşı ile geçmiş bu büyüklerimizin arada bir söyledikleri bir sözü hiç unutmam. Bu söz “ Falanca savaşta askerlerimiz hep kırıldı. Savaşa gidenlerin büyük çoğunluğu geri dönmedi” sözüydü. Bu söz beni o kadar çok etkilemişti ki duyguları anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır. Özellikle birinci dünya savaşı ile kurtuluş savaşı dönemlerinde Türk milletinin çektiklerini ancak yaşayanlar biliyor,şimdiki nesil düşünmüyor bile...

Savaşlar nedeniyle ekonomisi bitmiş,eğitimli insan nüfusu başta olmak üzere nüfusun çoğunluğu yaşlı ,kadın ve savaş meydanlarında uzuvlarını kaybetmiş gazilerden oluşan Türk milleti cumhuriyetin ilanından sonra yeni bir savaş vermeye başladı. Verdikleri bu savaşın önceliğini aç kalmamak için elde avuçta ne kaldıysa onlarla tarım ağırlıklı da olsa ekip biçmek,hayatta kalabilmek gayreti oluşturuyordu.

Türk milletinin verdiği bu ölüm kalım mücadelesinde diğer bir öncelikte her türlü tehdide karşı bir an önce nüfus artışı için çok çocuk dünyaya getirme hedefiydi. Bu sayede tarım yoğun çalışan milletimiz önce ayaklarının üzerinde durabilmeyi hedeflemişti.

Birinci dünya savaşında doğu cephesinden ve kurtuluş savaşı cephelerinden firar eden binlerce silahlı askerler daha sonraları “Şaki” adıyla bilinen eşkıyalığa soyunmuşlar,bu yetmemiş gibi Musul harekatı öncesinde İngiltere’nin kışkırtması ile meydana gelen ayaklanmaları bastırmak için yine yorgun ve bitkin vatanperver insanlarımız göreve döndüklerinden nüfusu hızla artırma isteği sekteye uğramıştı.

Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra hastalıklar nedeniyle çocuk ölüm oranlarının oldukça yüksek olmasına rağmen Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki mevcut nüfus artış hızına Karadeniz Bölgesi ve kısmen İç Anadolu Bölgesi de dahil olunca nüfus artışı dengelenmeye başlamıştı.

Her ne olduysa nüfusun kentlerde yaşam oranının artmasıyla olmuş nüfusumuz hızla erimeye neredeyse azınlık durumuna düşmeye doğru hızla gitmeye başlamıştır.1927 yılında nüfusun yüzde 27’si kentlerde yaşarken bugün bu oran yüzde 80’lere dayanmış durumdadır. Buna bir de yanlışlığı şimdi iyice anlaşılan ve 1960 yılından itibaren devlet politikası halini alan nüfus planlaması ile nüfusumuzun artış seyri neredeyse eksi seviyelerine gelmiştir. Bu gidişata göre Türk nüfusunun 2039 yılından itibaren azınlık durumuna düşeceğine dair önemli değerlendirmeler yapılmaktadır.

Türk nüfusunun azınlığa düşme riskine doğru nasıl yol aldığına dair en çarpıcı etmenlerden başında evli çiftlerin çocuk düşünmeyip çocuk yerine kedi-köpek gibi evcil hayvanları beslemeleri,onlara çocuk isimleri vererek çocuk yerine ikame edip “Benim çocuklarım bunlar” deme alışkanlığının yerleşik hale gelmesi önemli etken olmaya başlamıştır. Evcil hayvan besleme alışkanlığına oranla daha az olan diğer etkenlerden biri de çalışan bayanların çocuk doğurması durumunda çocuğunun iş hayatını olumsuz etkileyeceği,kariyer yapamayacağı,alışılagelmiş refah düzeyinin ve sosyal yaşam tarzının olumsuz etkileneceği inancı önemli yer tutmaktadır.

Nüfus artışına oranla sanayileşmeyi ve kalkınmayı başaramayan, siyasi çekişmeler yanında askeri vesayet nedeniyle arzu edilen kalkınma seviyesini yakalayamayan askeri ve sivil hükümetler çareyi nüfus artış hızını düşürmek ve hatta durdurmakta bulmuşlar her aileye en fazla iki çocuk modelini 1960 yılından itibaren devlet politikası haline getirmişlerdir. Şimdi ise nüfus artışının sağlanabilmesi için yine devlet politikasına ama ciddi bir politikaya ihtiyaç vardır.

Bu gidişata göre bireyler kendi aralarında “Benim çocuk yerine kedi ve köpek besliyorum,onlar bana yetiyor” sözlerini daha çok duymaya, hatta bazı haberlerde takip ettiğimiz gibi “Tüm servetimi köpeğime,kedime bırakacağım” şeklindeki vasiyetleri çok sık duymaya başlarız.

Ben bir Türk vatandaşı olarak tekrar edeyim! Bu gidişat milli güvenlik sorunudur. Yapılan hesaplamalara göre 2039 yılından itibaren Türk nüfusu azınlık nüfus olmaya başlıyor. Evinde çocuk yerine kedi köpek besleyenler dahil herkes azınlığa düşünce rahat rahat kedi köpek besleyecek evim olabilecek mi diye düşünmeye başlamalıdır. Yaşlı insanlarımızın yıllar önce anı olarak söylediklerini ben bu sefer gelecek kaygısı ile söyleyeyim. “Nüfusumuz kırıma uğruma tehlikesine doğru gidiyor”

 

(Yayınlanan yazılar, köşe yazarlarının kendi şahsi görüşüdür.)

 

 

 

 

 

 

 

 

Neler Söylendi?