sakarya-kultur-sanat
Giriş Tarihi : 11-09-2022 17:17

NEYZEN TEYFİK’TEN FIKRALAR

NEYZEN TEYFİK’TEN FIKRALAR

Bu gün kızdığım adam kılığındaki yaratıklar geçti aklımdan. Küfür etmesini pek sevmem ama yardımıma Neyzen Teyfik yetişir. Ben sana b.k demem, B.klar duyar ar eder. Bir zerren düşse b.ka, Onu da mundar eder. Tanrı senin hamurunu Necasetle yoğurmuş, Anan seni s.ç.r iken Yanlışlıkla doğurmuş. Hazır cevap üstattan birkaç fıkra. Dini bütün geçinen bir dostu sorar: -Beni tanırsın…Cennetin anahtarı sende olsa beni oraya almaz mıydın? Neyzen, karşısındakini baştan ayağa söyle bir süzdükten sonra gülümser: -Bende cennetin değil de cehennemin anahtarı olsaydı, senin için daha hayırlı olurdu. Belki seni oradan çıkarırdım! Gene bir gün; o tarihte İstanbul Valisi Muhittin üstün dağin emriyle kendisine tahsis edilen belediye yardım aylığı dolayısiyle; formalite düşkünü yaşlı bir muhasebeciden konuşuluyormuş, her işte fevkalâde titiz olan bu zat için : -Bu adam pek fazla kırtasiye düşkünüdür… demiş; hattâ Azraile bile, makbuz almadan, canım teslim etmez!.. Tabiî Azrail de, bizim harfleri bilmeyip, imza atamadığından bir türlü ölemiyor vesselâm!.. Bir gün lokantada yemek yerken; tabaktan uzun bir saç çıkmış. Bunu **ikinci ve üçüncüsü takip edince; garsonu çağırıp, tavsiyede bulunmuş : — Bu saçları ayrı bir tabakta getir de, herkes istediği miktarda alsın bari!.. NEYZEN Tevfik’in — gamlı hayatının neticesi — fazla içki yüzünden ‘uzun zamanlar sinir hastanesinde yatıp tedavi olduğu herkesçe bilinmektedir. Bu tedaviler sırasında doktor Mazhar Osman biraz çıkışmış: Gene hastalandın, Tevfik!.. Hani geçende, bir daha içki kullanmıyacağına and içmiştin?.. Neyzen, işi tatlıya bağlamış; — Canım, doktor!.. Ben fakir adamım… Bugün rakı bulur, rakı içerim… Yarın and bulur, and içerim!.. Midesini tedavi edeyim derken berbad eden bir doktor için : Bir hazakatzedeyim; midemi tıp tepti beniml.. Mısraını yaratan merhum; gene hasta olduğu sırada aynı doktora rastlayınca, hekim sormuş: — İyi olmadın mı?.. Gel, bir reçete yazayım!.. Neyzenin ağzında bakla durur mu: — Beni azad et, hazret!., demiş; kendi kendime de ölürüm!.. Böyle nükteci bir alkoliği tedavi etmekten pek zevk duyan merhum Mazhar Osman, gene bir gün elinde kiloluk rakı şişesiyle Köprünün Kadıköy vapur iskelesinde Neyzen’i yakalamaz mı?.. — Nereye gidiyorsun, Tevfik?.. — Çalh İbrahim’e!.. — Elindeki ne?.. — Kiloluk bir rakı!.. — Bu sefer kilo ile içmeğe utanmıyor musun?.. — Hepsi benim değil… Yarı parasın! Çallı vermişti!.. — Dök kendi hisseni öyleyse!.. Neyzen; bir an düşündükten sonra, cevap vermiş: — İmkânı yok… Çünkü benim payım şişenin alt tarafına isabet ediyor!… Bir meyhanede aşırı derecede rakı içip, ne yaptığını bilmez bir hale gelen terbiyesiz bir sarhoş; hiç tanımadığı Neyzen’e bir tokat vurunca; Tevfik merhum sesini çıkarmadan yürüyüp gitmiş. Yolda arkadaşı : — Niçin o adama karşılık vermedin?.. Diye sorunca, şöyle demiş: — Sana bir hayvan çifte atsaydı, ne yapardın?.. Neyzen Tevfik’in , «Tahsin Bey» isminde sert, aksi, kavgaca bir komşusu vardı. Zavallı karısının bu geçimsiz adamdan çekmediği kalmamıştı. Bir gün konuşurlarken Tahsin Bey : — Bizim refikayı dişçiye götüreceğim!., demiş; dün gülerken gördüm iki dişi çürümüş!.. Neyzen, inanmamış: — Yalan söylüyorsun?.. — Niçin yalan söyleyecek mişim?.. Uzun zamandan beri bu şirret adama bir ders vermeği tasarlayan merhum, fırsatı nimet bilip, taşı gediğine koymaz mı: —’ Seninle yaşayan insanın yüzü güler mi hiç!.. Neyzen Tevfik’e doktor içkiyi men etmişti. Fakat Peyami Safa bir gün üstadı ziyarete gittiğinde odanın bir köşesinde bir fıçı şarap gördü. -Bu ne bre üstad? Diye sordu. Hani sen artık içmeyecektin? -Ne yaparsın, oğul, içmezsem kuvvetten düşüyorum. -Peki, içkinin faydası oluyor mu? -Ne diyorsun olmaz olur mu? Mesela bu fıçı buraya ilk geldiği zaman yerinden kımıldatamıyordum, şimdi iki elimle kaldırabilirim.. Başka memleketlerde böyle sanatkâra, onu ölünceye kadar mes’ut yaşatacak maaşlar bağlandığı halde; Neyzen Tevfik öte dünyaya aç susuz göçmüştür. Bir kadirşinas zat; onu perişan bir halde yolda görünce cebinden çıkardığı bir yüz liralığı uzatıp: — Tevfik bey!.. Bu; demin mendil Çıkarırken, sizin cebinizden düştü’ demiş; alınız paranızı!.. “ Zavallı san’atkâr; gözlerinde iki hüsran damlasıyla bu zata bakmış : — O; sizin yere düşen altın kalbinizdir!..

AdminAdmin