Hem yıllarca emek verdim hem de birikimlerimi “Eğitimde Başarının Sırları” diye bir eserle yayınladım… Nice etkili ve yetkiliye görüş bildirdim.
Adı ne: Milli Eğitim bakanlığı… Millisi ne kadar, en azından: yeterli kadar değil…
Eğitimi ne kadar: “Öğretimi çok eğitimi yok” diye bir slogan atsak çok da hata yapmış olmayız.
Peki ben ne yapıyorum: Ahkam mı kesiyorum… Hayır, eğitime ömrümü verdim, binlerce öğrenciye imzamı attım, eserler de verdim, şimdi de bu gelişmelere üzülüp ayağı yere basan fikirler söylüyorum:
Ne yapmalıyız?..
Acilen annelerden, kızlarımızdan başlayıp yola çıkmalıyız.
Çünkü, gördüm ki bizim Türk erkeklerinin çocuklardan haberi yoktur.
Öyleyse yetiştirirken kızlarımıza çok önem vermeliyiz. Anne adaylarını özenle yetiştirmeliyiz.
Her bir anne adayı “ana okulu öğretmeni” gibi olmalı. Öyle yetiştirilmeli…
Sadece bunu bile yapabilirsek çağları aşar ülkemizi ve neslimizi kurtarırız…
Dedim ya acilen: Halk eğitim merkezlerinde, okullarda kurslar açıp anne nasıl olunur, çocuk nasıl yetiştirilir, aile nasıl yüceltilir güzel bir müfredatla dersler verilmeli… Bu uzmanlar tarafından planlanarak ne kadar, nasıl olacağı hazırlanmalı. İlim, irfan, erdem ve milli değerler yeniden sunulmalı.
Her anne ve her anne adayı bir sertifika alma zorunda bırakılmalı. Bunun için kanun, kararname ne gerekiyorsa yapılmalı… Ancak bu ödüllü olmalı. Türkiye’miz bunu başaracak güçtedir. Çalışanlar için zaman oluşturulmalı ve her anne adayına kurs boyu maaş verilmeli. Bu da sembolik olmamalı.
Çünkü, “Türkiye Yüzyılında” yüceliği, kalitesi, ilmi, irfanı, erdemi tescilli nesiller yetiştirmek ancak böyle mümkün olacaktır…
Sonra başarılabilirse bu baba adayları için de yapılmalı. Ancak anne adayları için bu acil ve mutlak olmalı… Devlet buna cömertçe bütçe ayırmalı.
Sonra: 4+4+4 yeniden gözden geçirilmeli…
Akran zorbalığını önlemek için ilk 4’den vazgeçip onu eskisi gibi 5 yapmalı.
Çünkü ikinci 4’de 11 yaş ile 14- 15 yaş aynı okulda yetişme bazında çok farklı zaman aralığı oluşturmaktadır…
Asıl önemlisi:
Niçin 12 yıl mecburi eğitim?..
Bundan ne kazanıyorsunuz… AB’ye girmekse onlar almayacak bu kesin… Çok diplomalıyız diye birilerine hava atacaksanız, görüyorsunuz böyle hava atılamıyor.
Ne yapıyorsunuz: Okumak isteyen ile okumak istemeyeni, çok zeki ile az zekiyi, gayretli ile gayretsizi, kendi istekli gelen ile isteksizi aynı sınıfa koyup 8 yıl yarıştırıyorsunuz. Hem öğretmenleri hem öğrencileri mahvediyorsunuz… Çünkü başarısız öğrenci kendinde suç aramaz ki, suçu öğretmene atıyor, başarılı arkadaşlarını da kıskanıyor ve “bakın ben de bu konuda üstünüm” dercesine bir tavır göstermek için başka yollara baş vuruyor…
Bir de buna dijital dünyayı eklerseniz işte iş ortaya çıkıyor. Kin var, intikam var oyunlardan da eylem planı öğreniliyor… Sonrası ortam bulmaya kalıyor…
Halbuki eskiden ilk okul sonrası bir ustanın yanına verilen bir çırak hayatını kurtarıp düzenleyecek kadar yetişebiliyordu. Kısa zamanda üretmeyi öğreniyordu. Ülkede ara eleman boşluğu yoktu.
Evet, acilen şu 12 yıl mecburi kafasından vazgeçin.
Yine acilen: Şu düz liseleri çok azaltıp orta okuldan başlayarak meslek liselerini çok artırın… İyice ilme adanmış beyinlere bazı liseler hazırlayın, diğerlerini mümkün olduğu kadar meslek liselerine çevirin…
Şimdi şu ne: Düz liselerden tıbba giriliyor, doktor olunuyor ama çocuk yaşta sağlık bilgisi alan sağlık kolejlerinden yükselip doktor olunamıyor…
Motorlu araçlar teknoloji Lisesini bitiren yükselip makine mühendisi olamıyor…
Elektrik- elektronik den giden mühendis, adaletten giden yükselip Hukukçu olamıyor…
Yani meslek lisesi karşılığı olan üniversitelere tercihen gidemiyor… Hatta daha önceleri büsbütün önleri kapanmıştı.
Yapılacak olan meslek liselerini çok artırıp üniversite karşılıklarını da çoğaltmaktır…
Bu hem ara elaman boşluğunu doldurur hem de daha yükselmek isteyenler için ortam hazırlar…
Ayrıca: Medya, dijital yapı ve programlar, diziler ve oyunlaştırılmış ögeler uzmanlar tarafından incelenmeli…
Tüm bu konularda çalıştaylar yapılmalıdır…
Eğer bunları başarırsanız: Z kuşağı ZAFER kuşağı olur, başaramazsanız, zulmü ellerinizle çağırırsınız…
Türkiye artık güçsüz değil, bunları başaracak güçtedir…
Halbuki, bildiğim yarım asırdır ki: Eğitim yok öğretim var:
Evet, öğretim var da o öğretim: Öğrenme bataklığına dönmüş durumda… Şu dersi de koyalım, bu dersi de iliştirelim, şu müfredatı artıralım… Bu nasıl bir kafa, bu da hiç anlaşılmış değil. Güya ona yarar ne kadar bilgi varsa hepsini tıkış tıkış o küçücük beyinlere yüklemek için kendinizi yırtıyorsunuz. Yazık!..
Yapılacak olan özetle: Türk’ün ruhu ve tarihi derinliği içinde ilim ve irfanla insana önem vermek, anneye çok çok önem vererek, onları çağın değerlerine göre öngörülü ve yorumlayabilir şekilde yetiştirmek… Dijital dünyayı kontrolde tutmak… Meslek liselerini çok artırmak ve onlardan üniversitelere geçişi kolaylaştırmak…
O zaman tam milli eğitim olur işte…
(Yayınlanan yazılar, köşe yazarlarının kendi şahsi görüşüdür.)
