Reklam
https://www.sakaryadetayhaber.com/files/uploads/user/a7f592cef8b130a6967a90617db5681b-0ea6b7cb76acd70c3de9.jpg
İbrahim Hakkı Gündoğdu

EMPERYALİSTLER HEP ORTADOĞU’DA -2

08-03-2026 17:26

Çağı ve Yarınları Anlamak için Türk İnsanının ve Gençlerin okumalı -5 Yazı:

EMPERYALİSTLER HEP ORTADOĞU’DA -2
 

Başta söyledik ya: Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa, Türkistan’da Enver Paşa, Rusya’da Sultan Galiyev Türk milletinin ayakta kalma mücadelesini verirken İran’da problemler vardı: Safevi Türk Hanedanlığı yıkılmış Avşar Türk Hanedanlığı gelmiş o da yıkılmış o anda Kaçar Türk Hanedanlığı İran’ın tümüne hâkim olmaya çalışıyordu. Bahsettiğimiz tarih 1920’ler… İşte burada İngiltere devreye giriyor… Güya bu iç karışıklığı giderip huzuru sağlamada proje üretiyor: (İngiliz’in ürettiği proje!) Kaçar Türk Hanedanı bir hükümet kurarken onun içinde Rıza Pehlevi’ye de bakanlık veriliyor.

 

Rıza Pehlevi normal bir vatandaş. Tek özelliği annesinin Türk olması. Yani İngiliz tam yakalamış!.. Sonra bu adam hükümet içinde başbakanlığa yükseltiliyor. Artık Rıza Pehlevi başbakandır… (Adam şah mah değil ha… O ana kadar tanınmış bir sülalesi de yok.) İngiliz’in de yardımı ile Rıza Pehlevi başbakanken gücünü de kullanarak bir ihtilal yapıyor (1925) kendini Şah ilan ediyor. Türkler kabul etmeyip uğraşıyorsa da İngilizler onu koruduğu için nihayetinde mecburen kabul ediliyor.
Yani Türk Kaçar Hanedanlığı (Şahlığı) yıkılarak Pehlevi hanedanlığı (Şahlığı) kuruluyor…

 

“Annesi Türk, Türkler için çok fazla bir şey değişmeyecek” İngiliz böyle propagandalarıyla o zor günler atlatılıyor… Ancak zaman geçtikçe ve Pehlevi tahtını sağlamlaştırdıkça Türklere baskı arttıkça artıyor. Nihayetinde Farslıların iktidarı pekişiyor… Sömürgeci İngiliz olmasa bu iktidar değişimi hiç mümkün olamazdı tabii. Pehlevi iktidarı 1979’a kadar sürüyor…

 

Ancak bu dönem içinde: Atatürk’ün akıllı politikaları ile bölgede birlikler oluşturulmaya başlanıyor: Batıda Balkan devletleri ile yapılan anlaşmalar yanında doğuda Türkiye, İran, Pakistan anlaşmaları yaptıkça hatta bu anlaşmaya Irak, Afganistan bile katkı sağladıkça Batı çıldırıyor…

1979’da yine devrimle Humeyni gelip İran’ın tahtına imam olarak (farklı bir şah şeklinde) oturuyor… Humeyni nereden geliyor Fransa’dan. Kimle geliyor? Fransız özel uçağıyla… Nereye geliyor güya Amerika’nın kontrolündeki İran’a…

 

Vay, Amerika aptal mı, kendi kafasına mı sıkıyor?.. Bakalım kendi kafasına mı sıkıyor:

Humeyni’yi taşıyan uçak daha havada iken Şah Pehlevi Amerika’ya yalvarıyor: “Müsaade edin bu uçağı bir füze ile havada paramparça edeyim.” Amerika bu isteğini reddettiği gibi güvenmiyor ve bizzat gönderdiği uçaklarının korumasında Humeyni İran’a sağ salim iniyor ve tahtına geçip oturuyor…

İlk yaptığı da Batı’yı reddetmek oluyor.
 

Peki bu nasıl bir şey… Burada bir terslik yok mu?..

Yok, düpedüz oyun içinde oyun çok da güzel oynanıyor…

Peki oyun nedir?..

Oyun şudur:

Başta, İran Pehlevi ailesine verilirken Türk gücünün kırılması, Turan köprüsünün oluşmaması esas alınıyordu. Humeyni’ni gelmesiyle de radikal bir döneme geçiliyordu.

Niçin mi?..

Şunun için:
1948’de Arapların tam ortasına “ateş topu” olarak İsrail’i bıraktılar. Ancak bu ateş topu Ortadoğu’yu tam olarak yakmaya yetmedi. Müslümanların bir araya gelme ihtimalleri doğdu. Müslümanların birlik olması Batı için çok korkunç bir şeydi. Bu ihtimalin tamamen ortadan kalkması gerekiyordu. İşte bunun için yeni bir oyun devreye kondu:

İslam dünyasını iyice parçalamak… Hatta bir araya zinhar gelememesi için çok derin yarıklar açabilmek.

 

Bunun için en iyi biçilmiş kaftan: Sünni- Şii çatışmasıydı.

Vay, her şey hazırdı da bunda Batı geç bile kalmıştı. Niçin daha önce düşünülmemişti ki?..

Humeyni’yi başa getirmekle önce bir Şii ideali oluşturuldu. Başlarken zaten radikal bir yapısı olan bir mezhepti. Bu Humeyni ve imamlarıyla iyice radikalleştirildi. Bölgede büyüdükçe büyüdüler. Hatta büyütüldüler. Dikkat ederseniz onların her hareketine serbestlik tanıdılar. Vekil güçlerine ses çıkarmadılar. Kısa zaman içinde Irak, Lübnan, Ürdün, Yemen, Umman, hatta Afganistan’dan Fas’a kadar İslam dünyasında hemen her yerde kendilerini göstermeye başladılar. Taban da buldular.

 

Bunlar olurken Batılıların zinhar sesi çıkmadı, el altından desteklendiler bile… Bunlar yetmez gibi Irak’ı işgal eden Amerika buradan çıkarken buradaki yetkileri Şiilere bırakarak çekildi. Buna ünlü yorumcular bile şaşırmıştı. Hemen Şii İran’ın yanı başında ki Irak’ı bizzat yem olarak İran’a bırakıyorlardı. Evet ya: Arapları iyice parçalamak için daha çok Sünni olan Arapların altını oymak için her yol deneniyor.  Zaten 23 devletçik olan Araplar bir de mezhep olarak bölünmüş oluyor.
 

Sömürgeci ve Emperyalist Batılar, dünyada güzel ve hoşgörülü bir İslam istemezler, onlar taassup içinde radikal dünyadan dışlanabilir terörist gibi görülen İslam’a bayılırlar. Farkında iseniz son dönemlerde hep bunu yaptılar: İşid’i ve Taliban’ı türettiler. Nereyi işgal ettilerse oradan çıkarken orada radikal İslam’ın hâkim kılınmasını sağladılar. Buna en önemli örnek tabii ki Afganistan’dır.

 

Afganistan aslında kadim bir devletti. Güzel bir devletti de… Güney Türkistan’ın geçiş bölgesinde olduğundan çok halklı bir yapıya sahipti. Buna rağmen birliği koruyabiliyordu. Stratejik yapısından dolayı Önce Sovyetler Birliğinin işgaline uğradı. Afgan halkı komünizme karşı çok kavi mücadele verdi ve Sovyetleri bölgeden kovdu. Tam kurtardık derken bu kez de Amerika’nın işgaline maruz kaldılar. Bunun üzerine kalifiye insanların çoğu ülkeyi terk etti. Kalanlarda sadece çatıştılar, hem de yıllarca… Halk radikalleşti. Gençlerin tek yaptıkları silah taşımaktı. İşte böyle radikal bir yapıdan Taliban hareketi doğdu. Bu tamamen Batılıların o emperyalist oyunlarının bir parçasıydı.
Sonra bir anda Amerikalılar işgal ettikleri bu güzel ülkeyi en kötü ve en radikal yapıya ikram edip çekildiler…
Bu acizlikten değildi. Her şey daha önceden kurgulanmış bir plan dahilinde oluyordu.

 

(Yayınlanan yazılar, köşe yazarlarının kendi şahsi görüşüdür.)

 

Neler Söylendi?