Eskiden unutmak bir eksiklikti.
Bugün anlıyoruz ki asıl eksiklik, unutamamakmış.
Adı konulamayan bir yorgunluk var artık insanın üzerinde.
Ne uyku gideriyor, ne zaman siliyor.
Çünkü çağ değişti: Geçmiş artık geride kalmıyor.
İnsan eskiden unutarak iyileşirdi.
Zaman, acının keskin yerlerini törpülerdi.
Bir gün bakardınız; dün dediğiniz şey, sadece bir hatıraya dönüşürdü.
Şimdi öyle değil.
Hiçbir şey gitmiyor.
Sadece yer değiştiriyor.
Fotoğraflar silinmiyor.
Sözler kaybolmuyor.
Hatalar bitmiyor.
Sadece birikiyor.
İnsan geçmişi yaşamıyor artık;
geçmiş insanı yaşıyor.
Bir yanlış yapıyorsunuz… kalıyor.
Birini kırıyorsunuz… büyüyor.
Bir cümle söylüyorsunuz… yıllarca peşinizden geliyor.
Çünkü zihin artık hatırlamayı bir erdem sanıyor.
Oysa bazen hatırlamak değil, unutmak gerekir.
Unutmak bir kaçış değil;
insanın kendine verdiği en sessiz merhamettir.
Ama modern çağ bu merhameti aldı.
Yerine her şeyi kaydeden, hiçbir şeyi bırakmayan bir zihin bıraktı.
Artık hafıza büyüdü, insan küçüldü.
Hatırladıkça güçlenmiyoruz.
Hatırladıkça yoruluyoruz.
Her eski görüntü bir ağırlık.
Her eski cümle bir iz değil, bir yük.
Ve biz ilerlediğimizi sanırken
aynı anıların içinde dönüp duruyoruz.
Herkes affediyor gibi yapıyor.
Ama kimse unutmuyor.
Oysa hatırlayarak affetmek,
yarayı açık bırakıp üzerine isim yazmaktır.
İnsan bazen haklı olduğu için değil,
hafızası ağır olduğu için yorulur.
Ve bu yorgunluk dinlenmez.
Çünkü sorun beden değil,
zihnin taşıdığı fazlalıktır.
Belki de en büyük özgürlük;
her şeyi hatırlamak değil,
gerektiğinde bırakabilmektir.
Çünkü insan geçmişini taşıyarak değil,
bırakarak yürür.
Ve şimdi geriye tek bir soru kalıyor:
Biz gerçekten hatırlamak istediğimiz için mi hatırlıyoruz,
yoksa unutmayı beceremediğimiz için mi?
Selam ve saygılarımla.
Telif Hakkı ve Sorumluluk: Bu köşe yazısındaki fikirler yazarın şahsi görüşleridir ve sorumluluğu yazara aittir. Yazının tüm hakları saklıdır; kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.