23 NİSAN; EKSİK BİR ÇATININ ALTINDA DOĞAN İRADE

Çağdaş Sürücü

22-04-2026 15:29

 

Merhaba sevgili okurlar,

23 Nisan denince, kulaklarımızda çocuk sesleri çoğalır, gökyüzü bayraklarla biraz daha kızarır. Şehirler hafifler, yüzler yumuşar… Ama bu günün asıl yükü, o neşenin gerisinde, sessizce durur.

Çünkü 23 Nisan, bir takvim yaprağı değil; bir uyanıştır.

Gelin, o sabaha gidelim…

1920’nin Ankara’sında rüzgâr bile yorgundu. Sokaklar suskundu. Yarım kalmış bir binanın altında, eksik bir çatının gölgesinde, bir millet kendine yer arıyordu. Ne doğru dürüst bir masa vardı ne de herkese yetecek bir sandalye… Ama orada bulunan herkes, aynı yükü taşıyordu:
Susmamak.

O gün kimse yüksek sesle konuşmadı belki, ama herkes aynı cümleyi içinde kurdu:
“Artık söz bizim.”

Ve o cümle, duvarlara yazılmadan önce kalplere kazındı:
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”

Bu bir cümle değildi sadece.
Bir eşiği geçmekti.

Henüz zafer yoktu. Ufuk belirsizdi. Ama bir şey çok netti:
Bir millet, kendi kaderine yabancı kalmayı reddediyordu.

O daracık sıralarda yan yana oturanlar vardı.
Farklı hayatlar, farklı yüzler…
Ama o gün kimse kendini ayrı tutmadı. Çünkü o gün, “ben” kelimesi biraz geri çekildi, “biz” öne çıktı.

Belki de en büyük değişim buydu.

Ve sonra… bu gün çocuklara bırakıldı.

Çünkü çocuk, yarının en temiz hâlidir.
Çünkü bir millet, en çok unuttuğu yerden eksilir.
Ve çünkü egemenlik, unutulmaya en yatkın emanettir.

23 Nisan, bu yüzden sadece bir bayram değildir.
Bir hatırlayıştır.

Kendine dönüp sormaktır:
Ben hâlâ sözümün sahibiyim mi?

Çünkü zaman değişir, şehirler büyür, binalar tamamlanır…
Ama insanın içindeki o ses zayıflarsa, hiçbir şey tam sayılmaz.

O gün o çatının eksikliği kimseyi durdurmadı.
Çünkü asıl olan, başını sokacak yer değil; başını dik tutacak iradeydi.

Bugün her şey daha sağlam görünebilir.
Ama insanın içindeki o irade incelirse, en güçlü yapılar bile sessizce çöker.

Ez cümle:

23 Nisan, bir milletin kendine döndüğü gündür.
Kendi sesini ilk kez bu kadar net duyduğu an…

Ve unutmayalım:
Bir gün, sesini unutanlar; başkasının sesine razı olur.

O yüzden mesele kutlamak değil…
Hatırlamak.

Selam ve saygılarımla.

Telif Hakkı ve Sorumluluk: Bu köşe yazısındaki fikirler yazarın şahsi görüşleridir ve sorumluluğu yazara aittir. Yazının tüm hakları saklıdır; kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

DİĞER YAZILARI Bir Gün Değil, İçimde Eksik Kalan Bir Ömür 01-01-1970 03:00 Mesele Daha Az Şey Taşımak 01-01-1970 03:00 Hafızanın Prangası: Unutmanın Mukaddes Merhameti 01-01-1970 03:00 Suyun Üzerine Değil, İçinden Bakmak 01-01-1970 03:00 YILDIZ TOZUNDAN HÜRMÜZ ÇALKANTISINA 01-01-1970 03:00 Sis ve Hafıza: Belirsizliğin Tarihsel Ritmi 01-01-1970 03:00 Karar Verildi: İnfaz mı, İnfazın Durdurulması mı? 01-01-1970 03:00 GÖNÜL COĞRAFYAMIZDAN WASHİNGTON'A: Bir Strateji Günlüğü 01-01-1970 03:00 Okullarda Şiddet: Alarm Zili Hepimiz İçin Çalıyor 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Zihnin Avukatlık Bürosu: İKİNCİ DURUŞMA (Delillerin Keşfi ve O Eski Sandık) 01-01-1970 03:00 Zihnin Avukatlık Bürosu: İlk Duruşma Başlıyor 01-01-1970 03:00 Google Diplomalı Cehalet – Bilgi Çok, Akıl Yok! 01-01-1970 03:00 Gürültüden Çıkış: Yavaşlamanın ve Seçme-nin Gücü 01-01-1970 03:00 Dijital Esaretten İnsani Egemenliğe: “Fabrika Ayarlarına” Dönmek 01-01-1970 03:00 Hız Çağında Anlamı Aramak: Mekanikleşen Ruhlar 01-01-1970 03:00 Yeni Bir Eşik: Dijital Gürültüde İnsan Sesini Aramak 01-01-1970 03:00