Advert

Advert
Hasan TOPÇU
Hasan TOPÇU
Giriş Tarihi : 26-07-2021 12:28

MEHMET AKİF VE ÇANAKKALE CEPHESİ

   Büyük şair, Çanakkale Cephesini oluştuğu zamanda Berlin’dedir. Esir Müslümanların hakkını korumak ve eğitimlerine katkıda bulanabilmek için görevlidir. Çanakkale de bir destan yaşanırken duyarsız kalamazdı. Berlin’den duymuştu bu destanın acılarını ve zaferlerini. Millet bir destan yazmıştı,şairi destanı dillendiriyordu Çanakkale Şehitlerine adlı eserle.Uzaktan yakın olmanın duyuşlarıyla ve dualarıyla süslemişti mısralarını. Miletlerin hayatında derin izler bırakan doğal afet, savaş, göç yangın gibi hadiselerin olağanüstü özelliklerle anlatıldığı metin parçalarına destan denilmektedir. Türk tarihi gerçek anlamda bu şekilde destansı başarılarla doludur.

  • Şairlik, baytarlık, vekillik ve ilim adamlığı gibi pek çok vasıfla karşımıza çıkan vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale Savaşı’nın o korkunç, kan donduran savaş sahnelerini ve Türk askerinin destansı mücadelesini yazdığı “Çanakkale Şehitlerine” şiiriyle ölümsüzleştirmiştir. Şair, şiire konu olan savaşla ilgili duygularını Safahat kitabının Asım bölümünde dile getirmiştir. Burada dikkatimizi çeken nokta şudur: Mehmet Akif, bu şiiri Asım’ın bir parçası olarak yazmış ve ayrı bir manzume olarak ele almamıştır. Şiirin tahlilinde de dile getireceğimiz gibi şair bu yaklaşımıyla Türk askerinin o muhteşem mücadelesi üzerine destansı bir eser yazmanın mümkün olamayacağını düşünmüş olmalıdır. İstiklal Marşı’nı yazmak için yarışmanın kurallarını değiştiren ve bu marşı kendisinin olmadığı için Safahat’ına almayan şairden bu hassasiyeti beklememiz de gayet doğaldır. Bizler bu şiire Türk askerinin kahramanlığını gerçekten çok güzel bir şekilde dile getirdiği için “Çanakkale Şehitlerine” adını vererek manzumeyi zihnimize ve ruhumuza kazımışız.

 

    Mesnevi nazım şekliyle ve aruz ölçüsüyle kaleme alınmış Çanakkale Şehitlerine şiirini tahlil etmek için şiiri dört bölüme ayırmayı daha uygun buldum. Bölüm aralarını da mısra sayılarıyla belirledim.

 

Birinci bölümde Çanakkale Savaşı’nın özellikleri otuz dokuz mısrayla anlatılmış  İşte o mısralar: 

 

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.

-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’

Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.

Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,

Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:

Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…

Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,

Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,

Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;

Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…

Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.

Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,

Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

 

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,

Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;

O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,

Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,

Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…

 

İkinci bölümde Türk askerinin kahramanlığı kırkıncı mısrayla başlıyor atmış ikinci mısrayla pekiştiriliyor.

 

 

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?

Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.

 

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,

Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;

Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;

‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.

Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…

O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…

Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?

‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…

Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.

  Üçüncü bölümde Türk askerinin bu başarısına karşılık şairin şehitlerimizin hatırası için yapmak istedikleri vefa içeren yetmiş dördüncü mısraya kadar devam ediyor.

‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;

Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,

Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;

Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,

Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;

Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,

Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…

Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

   Son bölümde de Türk askerinin bu başarısının eşi benzeri olmayan bir durum olduğu  ele alınmaya çalışılmış seksen dört mısrayla bu büyük destan dile getirilmiştir..

  Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,

Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,

Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…

Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;

Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,

Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

  Çanakkale Şehitlerini Anma Programlarında ve çeşitli vesilelerle okunan bu manzumede neler anlatılmak istendiğini dilimizin döndüğü, kalemimizin yettiğince okurlarla paylaşmak için böyle bir tahlil denemesine başvurduk. Böylelikle şiirin tahliliyle birlikte okunduğunda çok derin anlamlar taşıdığını ve Çanakkale Savaşı’nın neden bu kadar önemli bir yere sahip olduğunu daha iyi anlayacağımız umudunu taşımaktayım.

    Manzum hikâye türünün başarılı örneklerini veren Mehmet Akif, karşılıklı konuşmalar şeklinde eserlerini oluşturmuş bazen de karşısında birisi varmış ve onunla konuşuyormuş gibi bir üslup kullanmıştır. Bu şiirde de yine karşısında biri varmış gibi davranarak “Şu Boğaz harbi nedir?”sorusuyla savaşın büyüklüğüne ve önemine dikkat çekmiştir. Zira bu savaşa yaklaşık 450.000 ile 500.000 arasında bir katılımın olduğu düşünüldüğünde ufacık bir karaya bu kadar askerin savaşmak için gelmesi Çanakkale Savaşı’na dünyada eşine az rastlanır bir savaş olma hüviyetini kazandırır. Mehmet Akif, cevap beklemeden bir soru sorarak istifham sanatı yapmış ve sorduğu sorunun cevabını kendi vererek savaşın büyüklüğünü belirtmiştir. Şiirin devamındaki “ en kesif ordular” ifadesine bakıldığında kesif, kelime anlamıyla; çok fazla, çok sık, sert anlamlarına gelmektedir. Savaşa katılan asker sayısıyla birlikte savaşta Türk askerinin kaybının ( şehit, yaralı, hasta, esir ve kaybolan) 250.000 olduğu ve bu savaşın İngilizlere 205.000, Fransızlara 47.000 kişiye mal olduğu gerçeği de bu ifadenin anlamını net bir şekilde karşımıza çıkarmaktadır. Yine “Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya” diyerek şairimiz düşman kuvvetlerinin donanma sayısı hakkında da bize bilgi verir. Kaynaklarda, bu savaşa düşmanın 18 zırhlı, 12 kruvazör, 17 muhrip, 12 denizaltı, 1 uçak gemisi, 36 mayın gemisi, 86 nakliye, 222 de çıkarma gemisi ile Boğaz’ı ele geçirmek istediği tarihe düşülmüştür.

    Savaşın genel özelliğini anlatmak isteyen şairimiz, “Ne utanç verici bir birliktelik bir araya gelmedir ki ufuklar kapalı, nerde gösterdiği vahşetle bu bir Avrupalı” diyerek Türk askerinin karşısında sayıca çok üstün olan bir düşman ittifakından bahsediyor. Ve ufukların kapalı olmasını da düşman askerlerinin leş yemek için üşüşen akbabalar gibi çok olduğuna vurgu yapıyor. Yine ufukların kapalı olması pek gerçekleşmeyecek bir durumdur. Buradan her yeri bulutların kapladığı anlamı çıkmamaktadır. Sayıca üstünlük kastedilmektedir. Akif’in şiirlerinde benzer bir ifadeyi İstiklal marşında da görmekteyiz. “Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar” mısrasında da gökyüzünü kuşatan uçaklar akıllara gelmektedir.

    Avrupa denilince medeniyet, gelişme, ilerleme düşünenlerin de uyanmasını isteyen Akif, Avrupalıların bu yaptığını bir vahşete benzetiyor. İstiklal Marşı’nda da “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” diyerek Avrupalının gerçek yüzünü göstermeye çalışmıştır. Avrupalı neden bir vahşet gerçekleştiriyordu? Zira görünen tarafı kadar görünmeyen tarafları daha fazla olan bu savaşla Rusya’ya yardım etmek bahanesiyle ticari anlamdaki kayıplarını da telafi etme çabaları söz konusuydu. Çünkü savaş dönemiydi ve Boğazlar Osmanlının denetiminde olduğu için ticari kayıpları oldukça fazlaydı. Yoksa Akif’in de dile getirdiği gibi ufacık bir kara parçası için bu kadar donanma ve asker getirmeye gerek yoktu. Avrupalı neden vahşet gerçekleştiriyordu? Zira kimi Hindu kimi yamyam olan Eski Dünya milletlerinden, güney yarımküreden; Türkler hakkında en ufak bir bilgiye bile sahip olmayan insanlara Türkleri barbar, insan yiyen bir kavim olarak anlatıyorlardı. Onları dünyanın kurtuluşu için mücadele etmeleri yalanına inandırmışlardı. Hani insanın bir amacı olur ve o amaç çevresinde çaba sarf eder ya Çanakkale’ye gelenler niçin geldiklerini bilmiyorlardı. Kimileri bir şişe viskiye ve bir köstekli saate ikna edilerek kimileri de “Sizi daha iyi yaşatmak için Fransa’ya götürüyoruz.“ yalanlarıyla kandırılarak getirilmişlerdi. Savaştaki taraflar birbirlerini bile tanımıyorlardı. Avustralya’dan, Yeni Zelanda’dan, Kanada’dan, Hindistan’dan renkleri, dilleri, çehreleri farklı milletler bir aradaydılar. Ama tek ortak noktaları vardı. Bir vahşeti gerçekleştirmek için buradaydılar. Bu vahşetin belgesi olarak Anzaklar’ın hatıralarında dile getirdikleri gibi şehit olmuş askerlerimizin üzerine kurşun sıkmaları, savaş uçaklarının attıkları bomba yetmiyormuş gibi makineli tüfeklerle çivi yağdırmaları gibi hadiseler yaşanmıştı. İşte bu yapılanlar Akif’in nazarında bir hissizliğin, yırtıcılığın ve leş yiyen sırtlan kümelerinin yapabileceği türden şeylerdi.

   Şair veba ile savaş arasında da ilginç bir bağlantı kuruyor. Zira Çanakkale’de yaşananlar vebadan daha ağır ve daha sancılıydı. Bu durumu bilen şair, vebanın bu savaştan daha basit olduğunu, savaştan daha masum olduğunu dile getiriyor. Çünkü vebaya insanın yapacağı hiçbir şey yoktur. Ama savaş, savaş hastalıkların da tetikleyicisiydi. Çünkü bu savaşta çeşitli hastalıklardan dolayı ölenlerin sayısı da bir hayliydi.

    Mehmet Akif, kinayenin en anlamlısını bu şiirde kullanmıştır. “Mahlûk- ı asil” asil yaratılmış, eşrefi mahlûkat (yaratılmışların en şereflisi), iyi mizaçlı anlamında insanoğlunu karşılamaktadır. Şair, bu tamlamayla iyi bir şey söyleyecekmiş gibi söze başlayıp sözünü beklenmedik bir sonla bitirir. Bu sözle Avrupalıları sefil, basit bir varlık olarak gösterip Mehmetçik’e karşı yaptığı zulmü dile getirir ve terdit sanatı yapar.

 

   Şair yine Avrupalının görünmeyen yüzünün bu savaşla ortaya çıktığını ve Avrupalının asıl gayesinin ne olduğunu da belirtir: “ Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab, Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harap.” Şair burada savaşın asıl yapılış gerekçesini kendince dile getirmek istemiştir. Akif, İtilaf kuvvetlerinin kendi aralarında yapmış oldukları gizli anlaşmalarla Osmanlı’yı ve İslam’ı ortadan kaldırmak istediklerini ve bunun için de Osmanlı’nın her karış toprağında katliam gerçekleştirdiğini bunun için bu savaşı yaptıklarını dile getirir.

    Çanakkale Savaşı’nın genel özelliklerinin belirtildiği birinci bölümde önemli bir nokta da savaşta yaşananların bir fotoğraf karesi, bir kameraman gözüyle okuyucuya aktarılmasıdır. Savaş gazileri anılarında şu cümleleri dile getirmektedirler: “Acaba Mehmet Akif, Çanakkale’de yanımızda savaşıyordu da biz mi onu göremedik?” Onlar aslında bu sözlerinde haklıydılar. Mehmet Akif, bedenen Necid Çölleri’ndeydi ama ruhen Çanakkale’de Mehmetçik’le birlikteydi. Onun sonsuz vatan sevgisi gurbet diyarlarda olsa da azalmamıştı; çünkü o Bursa’nın işgali üzerine de işgal sırasında olanları ordaymışçasına “Bülbül” şiirinde dile getiriyordu. O ruhen Çanakkale’deydi. Nasıl mı, bir savaş tablosu şiirle tam gerçeğine uygun olarak ancak bu savaşta mücadele eden biri tarafından böyle resmedilebilirdi.

 

   Bombaların, topların ve güllelerin gökyüzünü kızıl bir renge büründürdüğü, atılan bu topların yeryüzünü deprem gibi salladığı, öyle ki denize düşen güllelerin suları metrelerce yukarı taşırdığı, gökyüzünde havai fişeklerin geceyi gündüze çevirdiği ve bir Mehmetçik’e atılan 715 merminin o aslan neferin göğsünde söndüğü bir tablo. Düştüğü yeri cehenneme çeviren ve insana temas ettiği anda kişiyi eriten “lağamlar”. Tabloyu bununla da yeterli görmeyen şair, savaşın acımasızlığını dile getiren şu ifadelere de yer veriyor:

 

“Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;

O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer… “

 

Göğün ölüm indirmesi uçaklardan atılan bombalardır. Peki yer nasıl ölü püskürtür? Bu nasıl olabilirdi, işte o tablodaki atılan bombaların insan cesetlerini havaya kaldırıp fırlatması Akif’in ruhunda ölü bedenlerin tekrar havaya fırlayıp daha da paramparça olması şeklinde karşımıza çıkar. Şair burada ilginç bir benzetmeye de başvuruyor: İnsan cesetlerinin havaya fırlaması müthiş bir tipidir. Bilindiği gibi tipi de insanı o sert esişiyle ve karların şiddetiyle savurup durur.

 

İşte savaşın en acıklı tablosu: Çevreye saçılan insan cesetleri değil, paramparça olmuş kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ve ayaklardır. Ve tarihi belgelerin savaşta gazi olan askerlerin sayısının şehit sayısı kadar olduğunu belirtmesi de bu tablonun vahametini gözler önüne serer.

 

 

 

Benzetme ve tekrarlarla şiirdeki tabloyu canlı tutmaya çalışan şair, uçakları sürü halinde gezen kuşlara benzetiyor. Bu şiirde Mehmetçik’in elindeki malzemenin yetersizliği hakkında da bize bilgi veren Akif, “açık sine” ifadesini kullanır. Açık sine, insanın bedeninin her türlü tehlikeye ve saldırıya karşı savunmasız olmasıdır. Savaşta Mehmetçik’in tayınının ne olduğu da hepimizin malumudur. Peki bu yokluklar, zorluklar karşısında Türk askerinin yaptığı nedir? Akif ona da hemen cevap verir: “Bu tehdide sadece güler.” Düşmanın sayıca çokluğu ve teknik üstünlüğüne aldırış etmeyen Mehmetçik, ne çelik tabya ister ne de düşmandan çekinir. Bu anlayış Mehmet Akif de sarsılmaz bir şekilde mevcuttur. Çünkü onda endişenin yeri yoktur. Ona göre:“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak… /Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.” anlayışıyla mevcut durumun olumsuzluğundan dolayı azmi mücadeleyi bırakmak alçak bir ölümle eşdeğerdedir.

 

Mehmetçik’in neden başarılı olduğunu ve bizim bu savaşı nasıl kazandığımızı da Akif şu sözlerle dile getirir: “Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.”

 

Göğsündeki kat kat iman oldukça Mehmetçik bu savaşı kaybetmeyecektir. Ve hangi güç gelirse gelsin asla esir edemeyecektir. Burada da yine çok ilginç bir söylem karşımıza çıkar: Hâşâ, adeta söylenmesi bile doğru olmayan günah bir sözdür Mehmetçik’in tutsak edilmesi Akif’in nazarında. Akif’ e bu sözleri söyleten gerekçe de karşımızda durmaktadır: Mehmetçik’in mağlup olmamasında ilahi sağlam istihkâm olan kalp vardır. Burada da şair mübalağa yaparak ve benzetmelerle, Allah’ın izniyle Mehmetçik’in başarılı olacağını belirtmek istiyor. Bu tarz söylemlere sürekli başvuran şair, İstiklal Marşı’nda da “Doğacaktır sana va’d ettiği günler Hakk’ın” diyerek tam bir teslimiyet ve güvenle başarının geleceğini dile getiriyor.

 

Mehmetçik’in kahramanlıklarının anlatıldığı ikinci bölümde şair ilginç açıklamalar yapmakta ve değişik tespitlerde bulunmaktadır.

 

Şaire göre çok sağlam olan, iyi korunan kaleler, yerler kuşatılabilir, yıkılabilir, ele geçirilebilir; fakat insanın azmini, mücadelesini, bağımsızlık ruhunu insanın icatları, yaptığı araçlar mağlup edemez. Buna benzer düşünceler Tanzimat Edebiyatı’nın önemli temsilcilerinden biri olan Namık Kemal’de de şu ifadelerle dile getirilmiştir:

 

“Ne mümkün zulm ile bidad ile imha-yı hürriyet

 

Çalış idraki kaldır muktedirsen ademiyetten”

 

 

 

Yani zulüm ile baskılarla hürriyeti ortadan kaldırabilirsiniz; fakat insanların zihnindeki ruhundaki hürriyet ateşini söndüremezsiniz.

 

 

 

“Bu göğüslerse Huda’nın ebedi serhaddi” diyerek parça-bütün ilişkisi içinde Mehmetçik’i belirten şair, Mehmetçik’in göğsünü Allah’ın sonsuz hududuna benzetmektedir. Çünkü “Bir müminin kalbine giren Allah’ın evini tavaf etmiştir, anlayışını benimseyen bir milletin vatan evladının göğsü şaire göre de Allah’ın sonsuz rahmet hudududur.

 

 

 

Asım şiirinin bir parçası olan bu manzumede “Asım”, Mehmet Akif’in idealini kurduğu Türk gençliğidir. Her durumda Türk gençliğine seslenen Akif, gençliğin namusunu çiğnetmediğini ve çiğnetmeyeceğini belirtir. Ve bu savaştaki Asımların yaş ortalamasının on beş olduğu gerçeğinden hareketle bu durum Akif için daha büyük bir önem arz eder.

 

Her karış toprağı şehit kanıyla yoğrulmuş olan bu vatan; dağı, taşı, tepesi, ovasıyla şehitlere mezar olmuştur. “Şüheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…” ifadesinde şüheda, şehidin çoğuludur. Dağın, taşın gövdesinin şehitlerle dolu olması şehitlerin toprağa kefensiz, kanlı bir şekilde gömülmesindendir. Yine İstiklal Marşı’nda da şair: “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı, Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı” diyerek ülkenin her karış toprağının şehit kanlarıyla yıkandığının bilinmesini istemektedir.

 

Mehmet Akif, bu manzumeyi yazarken öyle bir vecde gelmiştir ki yine çok ilginç bir söyleme imza atmıştır: “O rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,” o rüku, parça-bütün ilişkisiyle namazı ve Allah’a ibadeti karşılar. Türk halkı namazda Allah’a secde etmektedir. Akif’e göre bu namaz da olmasa Türkler asla kimseye boyun eğmez ve hiç kimseye diz çöküp yalvarmazlar.

 

Şiirin anlam açısından ve duygu yoğunluğu bakımından en hareketli yeri şu beyit olsa gerektir:

 

“Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!”

 

Tertemiz alın, peki kimin alnı tertemiz olur? Günahsız insanların, çocukların. Çünkü bu savaşta mücadele edenler içinde lise, üniversite öğrencisi, bıyığı terlememiş Kınalı Hasanlar vardı. Ve Akif’e göre bunlar birer güneşti. Düşünün ki güneş, dünyanın ısı ve ışık kaynağıdır. Yaşamamız için olmazsa olmazlardandır. İşte şaire göre de bu gençler ülkenin geleceği, ilmi, ışığıydı. Ama onlar ülkenin güneşi batmasın, ülke düşman elinde inlemesin, bayrak göklerde dalgalansın diye canını seve seve bu vatana feda etmiştir. Mehmet Akif, askerleri güneşe benzeterek askerleri söylememiş ve açık istiareye başvurmuştur.

 

Bu beyitte dikkatle üzerinde durulması gereken “ Bir hilal uğruna” ifadesidir. Burada şair bir ‘sehl-i mümteni’ yapmıştır. Adeta ilk okunduğunda bayrak önemsizmiş gibi gösterilmiş, derinliğine bakıldığında ise bir bayrak için gerekirse binlerce güneşin batabileceği dile getirilmiştir. Hilal, Türk bayrağını temsil eden ay ve yıldızın bir parçasıdır. Hilal aynı zamanda İslamiyet’i de temsil etmektedir.

 

Bu kahramanca mücadele sonucunda şehit olan askerlere seslenen şair, “Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!” diyerek aynı zamanda insanın yaratılışıyla ilgili olan topraktan gelip toprağa dönme mefhumunu da burada belirtmiştir. Ve onların övünmeleri gerektiğini belirten şair, şehitliğin ulvi bir makam olduğunu dile getirir. Onların bu gayretlerini ve başarılarını ödüllendirmeyi düşünür. Şair, Osmanlı’nın bu var olma ya da yok olma mücadelesinde başarı gösteren askerlerimiz için gökten atalarımızın inerek o pak alınlarını öpmelerinin çok da şaşılacak bir durum olmadığını da belirtir.

 

“Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…” mısrasıyla da teklik, bir olma anlamında tasavvufi bir anlayışı dile getiren şair, Allah yolunda şehit oldukları için askerlerimizin Allah’ın en çok sevdiği kullarının arasına girdiklerini de belirtmeye çalışmıştır.

 

Bazı âlimlerce eleştiriye maruz kalan şu ifadelerde vecd halinin ve sonsuz vatan sevgisinin bir örneğidir: “Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.” Çanakkale’deki mücadele ile Bedr Savaşı’ndaki mücadelenin bir tutulması. Evet, Bedr’de Müslümanlar mağlup olsaydı İslam’a zarar gelebilirdi. Çanakkale’de de Mehmetçik mağlup olsaydı Osmanlı yıkılacaktı, İslam dünyası zarar görecekti. Bu noktadan bakıldığında şairin neden böyle bir benzetmeye gitmiş olduğu daha iyi anlaşılır.

 

Bir naaşın girebileceği mezar en fazla beş metredir. Ama tarihe mal olmuş, büyük mücadele göstermiş bir ordunun şehitlerinin beş metrelik bir mezara sığmayacağı aşikârdır. Çünkü onların makberi Türk halkının kalbidir. Bu aslında 500- 600 gramlık bir makberdir; ama manevi anlamda çok büyük bir makberdir. Çünkü kalbe giren bir varlık oradan kolay kolay çıkarılmaz; fakat bir mezarın üzerine başka bir mezar konulabilir.

 

Bu manzumenin her mısrası kendi içinde çok derin anlamlar barındırmaktadır. İşte bu mısralardan birisi de: “Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın.” mısrasıdır. Tarih, çok büyük mücadeleleri ve kahramanlıkları sinesinde barındırır. Onlara hak ettiği değeri verir. Mehmet Akif, bu noktadan hareketle Mehmetçik’in bu eşsiz kahramanlığının tarihin sayfalarına bile sığmayacak kadar büyük olduğunu dile getirir. Mehmetçik’in bu insanüstü mücadelesinin sonucu şudur: Darmadağın olmuş ve zelil bir haldeki müttefik kuvvetlerinin arkalarına bakmadan kaçıp gitmeleri, Çanakkale Boğazı’nın serin sularına gömülen sayısız savaş gemisi ve en önemlisi tarihe altın harflerle değil kanla yazılan “Çanakkale geçilmez” sözüdür. Bu galibiyet için sayısız kitaplar yazılsa bile bu başarıyı anlatmaya kitapların yetmeyeceğini dile getirir şair. Mehmetçik’i ancak ebediyetlerin kuşatıp, sarıp sarmalayacağını söyleyen şair bu düşüncesinde haklıdır. Çünkü Mehmetçik’e sadece Türk halkı değil müttefik kuvvetleri de hak ettiği değeri vermiştir. Ve onun mücadelesi dillere destan olmuştur.

 

 

Şiirin duygu yoğunluğu bakımından çok ilginç özellikler barındıran bölümü bizce üçüncü bölümdür. Çok fazla bir yer tutmamasına rağmen duygu hacmi bakımından büyük bir yer tutan bu bölümde Mehmet Akif, böyle muhteşem bir mücadele ve tarihte eşine az rastlanır bir başarı elde eden kahramanlarımız için kendince bir şeyler yapma gayretindedir. Şairin yapmak istediklerini duyduğumuz zaman Mehmetçik’in, Akif’in nazarında ne denli önemli bir yere sahip olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

 

Kâbe, Müslümanların Hac farizasını yerine getirdikleri mabettir. Kıyamet kopuncaya kadar da Arabistan’da Mekke şehrinde varlığını devam ettirecektir. Ama gelin görün ki Mehmet Akif, Kâbe’yi bir mezar taşı yapmakta, şehitlerimizin mezarına koymak istemekte ve ruhunu da Kâbe ile birleştirmeyi düşünmektedir. Gerçekleşmesi mümkün olmayacak bu durumun şair tarafından yapılmak istenmesi onların yaptığı bu kahramanlığın ne kadar ulvi olduğunun, onların hatırasına yapılacak her güzel şeyi fazlasıyla hak ettiklerinin Akif tarafından çok farklı bir şekilde dile getirilmesidir. O, şehitlerimizin rahat uyumaları için serin bir yer hazırlamayı da düşünmekte ve edebiyatta masmavi bir renge sahip olan gök kubbeyi bir örtü olarak şehitlerin mezarına sermektedir. Bu şekilde kanlı kanlı mezara gömülen şehitlerimizin kanayan yaralarını da sarmayı amaçlamaktadır. Onların bir mezarının olmadığını bilen şairimiz mor bulutlarla, açık olan türbelerine bir tavan yapmayı da düşünür. Bu da diğer istekler gibi mümkün değildir; çünkü Çanakkale’nin her karış toprağında şehitlerimizin yattığını bilen şair onların rahat uyumalarını istemesinin yine değişik bir ifadeyle karşımıza çıkmasıdır. Akif’in mezar için yapmak istediği daha ilginç bir şey de şudur: Yedi kandilli Süreyya’yı mezarı aydınlatması için yere indirmek. Astrolojide Ülker yıldızı diye bilinen bu yıldızların etrafında mavi renkli güzel bir “peçe” görülmektedir. Ve aynı zamanda çıplak gözle görülen ender yıldız kümelerindendir. Bu yıldız ortasında daha büyük ve parıltılı bir mavi yıldızın etrafına toplanan diğer yıldızların oluşturduğu gerdanlık gibidir. Ülker kümesi, uzayın oldukça tozlu bir bölgesinde bulunmakta ve genç yıldızların parlak mavi ışığı, çevrelerindeki bu tozu aydınlatmaktadır. Akif, şehitlerin mezar taşının ancak bu şekilde aydınlatılacağını düşünmekte ve onların mezarlarının hep böyle aydınlık olmasını istemektedir. Şair bununla da yetinmeyip bu avizenin altında uzanırken yine mezarı aydınlatması için parıltılı ayı da getirmeyi düşünür. Ve bu yapacaklarından başka kendisinin de sabaha kadar onların başında bir bekçi olacağını belirtir.

 

Onların hâlâ ölmediklerini bilen şair, tüllenen kızıl akşamları da askerlerimizin yaralarını sarmak için kullanır. Ve bu yapacaklarının onların kahramanlıklarının yanında bir hiç olduğunu belirtmek adına “Yine de bir şey yapabildim diyemem hatırana” diyerek kahraman ordunun yaptıklarının kendi gerçekleştirmek istediklerinden daha büyük olduğunu vurgulamış olur.

 

Şiirin son bölümünde Mehmet Akif’çe Çanakkale başarısı kahramanlık bakımından diğer mücadelelerle ve başarılarla karşılaştırılamayacak kadar üstündür. Çünkü Mehmetçik bu savaşla son Haçlı Seferi’ni bertaraf etmiş ve Selahattin Eyyubi’yi ve Kılıçaslan’ı bile kendisine hayran bırakmıştır. İslam’a yapılan saldırıyı belirtmek adına “Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın” diyerek düşman saldırısını bir demir çembere benzetmiş, kahraman askerlerimizin bu demir çemberi göğsünde kırıp parçaladığını yani bu saldırıyı savdığını dile getirmiştir. Burada da mübalağaya başvuran şair, demir çemberin göğüste parçalanmasının Mehmetçik tarafından çok da zorlanmadan gerçekleştirildiğini vurgulamıştır.

 

    Bu mücadelenin ödülü olarak, “Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Bilakis onlar diridirler, fakat siz hissedemezsiniz.” ayetinde de belirtildiği gibi şehitlerin ruhunun yıldızlarla birlikte gökyüzünde var olacağını dile getiren şair, zaten onların kabirlere sığamayacağı gibi asırlara da sığamayacağını söyler. Son olarak Mehmetçik’e seslenen şair, “Heyhat” diyerek Mehmetçik’in kahraman mücadelesine övgüler dizmekte, göklerin ve bu dünyanın onlara dar geldiğini söylemektedir. Mehmet Akif, şiirin sonunda onlar için yapmak istediklerinin yetersiz olduğunu belirterek Mehmetçik’in kendisinden bir mezar istememesini söyler. Ataları gibi kendisinin de bir şehit evladı olduğu vurgusunu yaparak neden mezar yapamayacağını da açıklar. Çünkü şehitlerimiz için Hz. Muhammed kucağını açmış onları beklemektedir. Çünkü Allah yolunda şehit olanlar İslamiyet’e göre Cennette Hz. Muhammed’le birlikte olacaklardır.

 

Ruhları şad olsun.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Hasan TOPÇU

Hasan TOPÇU

DİĞER YAZILARI KARGA İLE BÜLBÜL 19-09-2021 12:04 BİR KAÇ FIKRA AÇLIK 01-09-2021 11:05 SEVDA BELASI 24-08-2021 00:37 ZEBRA İLE EŞEK 02-08-2021 19:35 MEHMET AKİF VE ÇANAKKALE CEPHESİ 26-07-2021 12:28 VATAN SEVGİSİ 30-06-2021 17:30 TAMAHKÂRIN SONU 21-06-2021 14:57 ‘EN’EL- HAK’ 14-06-2021 12:20 FİRARİ 07-06-2021 12:09 EDEP YA HU! 01-06-2021 01:10 BOŞ VER! BÜYÜKLÜK SENDE KALSIN 24-05-2021 22:07 ORHAN VELİ VE BELLA 17-05-2021 12:28 KUDÜS 11-05-2021 15:09 KINALI HASAN 04-05-2021 10:32 YÜRÜ BRE YALAN DÜNYA 26-04-2021 15:20 SALGINA YENİLEN DUYGULAR 20-04-2021 11:24 AT, EŞEK BOĞA VE KAPLAN 09-04-2021 20:22 KOCA VEYSEL 29-03-2021 15:11 LALE DEVRİNE YOLCULUK 22-03-2021 12:15 SOKAK KEDİSİ İLE EV KEDİSİ...HASGÜL MASALLARI ADLI ESERDEN 15-03-2021 12:16 HAYATINDA BİRİ OLMALI İNSANIN 08-03-2021 16:39 FRANSIZ GENERALİN HATIRASI 02-03-2021 11:34 GÜZELLİK VE ESTETİK 22-02-2021 15:09 KİTAP OKUMA ÜZERİNE 15-02-2021 17:16 KARADUT 08-02-2021 13:37 ARTIK KİMSEYE SORMAM SENİ 01-02-2021 12:04 KİLİME SAKLANMIŞ AŞK 25-01-2021 16:09 DARILMIŞ GÜLE BÜLBÜL 18-01-2021 12:05 ÖNKUZU 12-01-2021 11:36  KARACAOĞLAN‘LA PINARBAŞI SOHBETİ 04-01-2021 13:37 GÖRÜNTÜ ALDATIR 28-12-2020 19:49 CEPHEDE GİZLİ SEVDA 21-12-2020 15:12 TOYGAR HASAN 14-12-2020 13:10 NASİP VE RIZIK 07-12-2020 13:22 RÜZGÂRLA SEVMEK ÜZERİNE 30-11-2020 10:46 HİLALİ VE HELALİ SEVMEK 23-11-2020 11:28 Gönül Dağı 16-11-2020 12:45 ZENGİNLİK ÜZERİNE 09-11-2020 13:38 Ben seni sevdiğimi dünyalara bildirdim! 02-11-2020 17:31 “Fadime Bacı” 27-10-2020 11:56 TÜRKÜ GÖZLÜM 19-10-2020 10:50 ‘’DUR YOLCU ANITI’’ 12-10-2020 22:00 KÜSMÜŞÜM 05-10-2020 16:45 SARI GELİN 28-09-2020 12:13 BİR SEVDAYI TAŞIR SESSİZ GEMİ 22-09-2020 22:25 NEDİM VE SEVGİLİ 14-09-2020 13:21 DRAMA KÖPRÜSÜ VE HASAN 07-09-2020 10:49 Milyon Kere Ayten 01-09-2020 10:45 Leyli Leyli 24-08-2020 17:13 NIZAM I ALEM ÜLKÜSÜ (MEFKÜRE) 10-08-2020 23:45 GÜZEL OLMAYAN KIZIN, KABUL OLMAZ ORUCU 06-08-2020 11:19 CEVİZ AĞACI 27-07-2020 11:14 SİLVER CİTY’DE İKİ ÇANAKKALE ŞEHİDİ 20-07-2020 13:08 ZOR BELA 13-07-2020 12:13 BİR MENDİL ALDIM DEREDEN 08-07-2020 12:51 GİDİYORUM 29-06-2020 12:18 MANDA YUVA YAPMIŞ SÖĞÜT DALINA 15-06-2020 13:46 SEVDALIK ÜZERİNE 08-06-2020 14:08 SEVMEK 29-05-2020 21:50 Şems Tebriz-i ile Hasbihal 24-05-2020 15:06 MEVLANA İYİ GELDİ 16-05-2020 14:23 HASGÜL MASALLARI YARALI ARI İLE BOZ AYI 04-05-2020 23:53 YOKLUĞUNDA BULMAK 27-04-2020 22:12 GİDİNCE SEVDA BİTER Mİ? 19-04-2020 11:54 DOSTUN ATTIĞI GÜL 12-04-2020 12:54 CANBERK 05-04-2020 23:48 FUZULİ İLE BİR GÜN 31-03-2020 21:51 YIKTIN GÖNÜL SARAYIMI 23-03-2020 12:02 ÜÇ CAMİ VE ÜÇÜNCÜ MUSTAFA 16-03-2020 13:47 SEVDA DEDİĞİN BÖYLE OLMALI 09-03-2020 14:16 NEDEN HASGÜL MASALLARI? 02-03-2020 22:08 BÜLBÜL İLE HÜKÜMDAR 24-02-2020 14:59 BİR BOŞANMA 10-02-2020 11:53 AT, EŞEK, BOĞA VE  KAPLAN 03-02-2020 14:42 HORMONLU ZENGİNLİK 28-01-2020 13:25 ’BİZİM İÇİN ŞAMPİYON’’ 22-01-2020 17:32 UMUT GÖZLÜM 14-01-2020 17:04 YENGÜLLÜK ETMEK 06-01-2020 12:06 hasgül masalları 4-SOKAK KEDİSİ İLE EV KEDİSİ 30-12-2019 15:53 ASLAN YALANI 23-12-2019 17:06 ‘’İŞTE O GÜN BU GÜN’’ 19-12-2019 14:16 HASGÜL MASALLARI 3 16-12-2019 21:50 HASGÜL MASALLARI (2) 09-12-2019 12:57 DAMLA BİLE DEĞİLDİM 02-12-2019 10:06 HASGÜL MASALLARI 26-11-2019 21:53 KURNAZ TİLKİ 18-11-2019 19:58 NELER ETTİN NELER ETTİN 11-11-2019 13:31 BİR AYRILIK TİRADI 04-11-2019 21:44 BE GÜLÜM 28-10-2019 19:30 “ÇOCUK ASKER” 21-10-2019 14:43 BEN SENİ VATANIM GİBİ SEVDİM 14-10-2019 16:45 MİDO ÇAVUŞ 07-10-2019 12:11 SAKA HÜSEYİN 30-09-2019 11:41 ESKİYEN SEVDALAR 25-09-2019 12:00 FRANSIZ GENERALİN HATIRASI 25-09-2019 11:37 OKULLAR AÇILIRKEN 02-09-2019 21:47 TANIK 26-08-2019 18:26 ENKAZDAN SES GELMİYOR! 19-08-2019 09:57 ‘’HANİ HERŞEYİNDİM BEN SENİN’’ 07-08-2019 10:51 SUS DELİKANLI YÜREĞİM 29-07-2019 17:47 KAF DAĞINDAN DÖNDÜM GÜZEL 23-07-2019 10:25 SENİN NE BÜYÜK SEVDAN VAR 16-07-2019 12:16 KÜÇÜK KÜÇÜK BİRİKTİRDİĞİM BÜYÜK SEVDAMSIN 08-07-2019 16:58 GİTME ZAMANI 01-07-2019 12:20 BİR MEZARLIK MASALI ! 24-06-2019 13:36 ARKADAŞ OLMAYAN EŞ 11-06-2019 10:38 ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK 06-06-2019 09:15 KALP 27-05-2019 11:35 NE LÜZUM VAR BÖYLE ÇİLE ÇEKMEYE? 20-05-2019 11:05 DAHA ÖLMEDİM Kİ SEVMESEM SENİ 14-05-2019 14:36 EFSANE SEVDALARA ÖZENME 06-05-2019 11:19 KISKANMAK 29-04-2019 09:17 SENİ ÜZGÜN GÖRSEM! 22-04-2019 18:39 BİR AYRILIK YAZISI 15-04-2019 10:06 NEDEN SEVDAMIZ? 02-04-2019 19:36 KÜFRÜ TAŞIMAK 27-03-2019 09:57 TEŞEKKÜR CİMRİSİ 19-03-2019 11:49 ANLADIM Kİ! 11-03-2019 12:30 ÜLKÜ SEVDASI 05-03-2019 16:24 GERÇEK BİR SOYKIRIM OLDU HOCALI'DA 27-02-2019 08:12 VAZGEÇMEK 26-02-2019 11:40 NAAT 19-02-2019 10:18 ARANAN SUÇLU BENİM 12-02-2019 12:13 BENİM BİR DERDİM VAR 06-02-2019 12:30 YAR DEMEDİN 28-01-2019 20:30 BİLİNMEYEN EFSANE 23-01-2019 22:46 KAR YAĞDI 08-01-2019 14:24 SEVGİSİZ YAZILMAZ Kİ! 03-01-2019 15:01 VAY DELİ GÖNÜL! 26-12-2018 18:43 İSTANBUL  18-12-2018 15:38 SEVGİ İNSANLIĞIN KANUNUDUR 11-12-2018 11:04 DAHA CİDDİ YAZILAR YAZMALI 06-12-2018 19:55 SEVEN GÖNÜLLE SEVECEK GÖNÜL FARKI 05-12-2018 12:49  KİMSE ÖLMEZ SEVDADAN 27-11-2018 15:10 SURİYELİ’LER VE VATANDAŞLIK 20-11-2018 12:21 YANIK SİPAHİ GELDİ 13-11-2018 08:50 SOKAK ÇOCUKLARI 06-11-2018 13:04 SEVGİ VARSA TAŞIDIĞIN YÜKÜN AĞIRLIĞI VIZ GELİR 25-10-2018 12:26 BEN SAKARYA 17-10-2018 19:15 BEN BÖYLE SEVERİM 10-10-2018 09:47 SEVERSEM SEVDALIMSIN 02-10-2018 16:38 BİR ŞİİRİ OLMALI İNSANIN 25-09-2018 11:27 ÇARŞAMBA'YI SEL ALDI... 19-09-2018 15:48 HEKİMOĞLU 11-09-2018 17:39 YANIK SİPAHİ 06-09-2018 19:19 ‘’O ŞİMDİ MAHKUM’’ 28-08-2018 12:48 İKİ AĞACIN MASALI 16-08-2018 10:42 ŞAİR GÖNÜLLERDE AŞK 07-08-2018 10:42 SADAKATSIZ 01-08-2018 10:27 EĞİTİMİN GÜZEL YÜZÜ 26-07-2018 18:54 HASET DUYGULAR 25-07-2018 13:59 BU ZULME KİM DUR DİYECEK? 19-07-2018 10:53 İÇİMDEKİ ÇOCUK ÖLMELİ! 10-07-2018 12:14 SEVDA ENGEL TANIMAZ 28-06-2018 15:38 İLAHİ SEVDA VE KUL SEVDASI 19-06-2018 18:20 UNUTMAK 07-06-2018 18:20 SEÇME VAKTİ 30-05-2018 18:50 MERTLİK HIRKASI 21-05-2018 15:34 SEN YAĞMURSUN, BEN BULUT 08-05-2018 16:40 DOST YARASI 03-05-2018 18:43 ‘’BÖYLE SEVMEK GÖRÜLMEMİŞTİR’’ 29-04-2018 12:37 SAĞ YANIM 25-04-2018 18:39 SOL YANIM 17-04-2018 10:47 ZATEN ÖLMEYİ BİLİYORLAR 10-04-2018 18:50 BOŞVER  DOKTOR! 04-04-2018 11:12 SEVGİ DİLİ  28-03-2018 17:17 TÜRK ÇADIRI 22-03-2018 07:59 KIZKULESİ’NDE BİR EFSANE 07-03-2018 20:56 SEVDAMIZ 01-03-2018 10:29 OKÇULUK 19-02-2018 11:07 NİĞBOLU ZAFERİ 15-02-2018 13:52 EĞİTİMİN GÜZEL YÜZÜ 05-02-2018 20:20 KELEBEK ETKİSİ 25-01-2018 22:45 KANATLANIP UÇMAK 18-01-2018 15:14 PİR-İ TÜRKİSTAN 08-01-2018 17:25 HUMA KUŞU 30-12-2017 09:54 DERDİMİZ KUDÜS 08-12-2017 13:47 MELİKE ROMANI 28-11-2017 19:35 Özgürlük Savaşçısı 20-11-2017 14:22 Nilüfer 01-11-2017 13:05 GİTMEK 20-10-2017 09:56 SÖYLEYECEKLERİM VAR 11-10-2017 16:38 YAZMAK 06-10-2017 13:39 ŞİİR 21-09-2017 21:28 GELİN KAYASI-2 13-09-2017 12:56 GELİN KAYASI 05-09-2017 18:30 SÜLBÜS TEPESİ 13-08-2017 15:40 BİR SEVDA MASALI 28-07-2017 17:39 15 TEMMUZ 04-07-2017 14:38 KATAR DERDİME DERT KATTI 21-06-2017 23:35 ZELİHA’NIN GÖZYAŞLARI 08-06-2017 22:36 VAKİTSİZ NAMAZ 30-05-2017 14:44 YASAK DUYGULAR 22-05-2017 14:08 SULTAN MURAD'IN DUASI 09-05-2017 12:36 ADALET 25-04-2017 13:25 NAR-I  AŞK 18-04-2017 13:14 MEMLEKET İSTERİM 12-04-2017 20:39 TÜRK USULÜ BAŞKANLIK HAYIRLI OLSUN 03-04-2017 20:42 TARİHTEN BİR SAYFA 21-03-2017 15:50 EDEPLİ YAŞAMAK 15-03-2017 23:36 DÜNYA KADINLAR GÜNÜ 07-03-2017 16:07 SEVDA 01-03-2017 10:34 EVET Mİ ?  HAYIR MI? 14-02-2017 12:37 EĞİTİM 07-02-2017 12:03 AHVÂLİMİZ 31-01-2017 13:06 MEFKÛRE 16-01-2017 14:36 BU BAYRAĞIN YÜZYILI  03-01-2017 12:52 SARIKAMIŞ 28-12-2016 06:54 HALEP 22-12-2016 12:18 ŞEHİTLER TEPESİ 12-12-2016 16:01 SONSUZLUK MURADI (Hz. Muhammed) 06-12-2016 13:13 GENÇLİK 22-11-2016 11:36 SÖZ SÖYLEME SANATI 16-11-2016 14:29 OĞLUM HESAN NE HALDESAN 10-11-2016 11:21 AŞK GÜNEŞE BENZER 01-11-2016 13:40 BİR KALBE KAÇ SEVDA SIĞAR? 26-10-2016 19:07 TÜRKÜLERDEKİ SEVDA 18-10-2016 14:25 BURADA BEN VURULDUM 11-10-2016 20:40 KOMŞUNUN TEMİZLİĞİ  29-09-2016 19:41 BAYRAK 19-09-2016 19:51 KANLI DÜĞÜN 23-08-2016 15:16 İLİM PINARI 26-07-2016 12:26 Darbe ! 19-07-2016 20:33 İnadına Ölmek 28-06-2016 19:12 Yanmak 21-06-2016 00:33 Ermeni ! 06-06-2016 11:08 Eyvallah 01-06-2016 01:17 Vicdan 23-05-2016 23:56 İlkesiz Ülküsüz Yaşamak 17-05-2016 00:39 Müsterih Ol Güzellik 02-05-2016 11:22 Pençe Yemiş Aşiyan 27-04-2016 11:22 Kadına Şiddet 18-04-2016 21:04 Aşk 11-04-2016 20:50 Şehitlik 01-04-2016 11:07 İyilik-Kötülük 22-03-2016 22:51 Ankara 14-03-2016 00:33 Kadın 08-03-2016 22:45    28 Şubat 29-02-2016 17:38 Huzur 22-02-2016 17:30 Vatan Sevgisi 10-02-2016 16:00 Başkanlık Sistemi 30-01-2016 19:15 Zenginlik 24-01-2016 22:08 Canlı Bomba 16-01-2016 19:34 Liderler ve Müslüman Liderler 10-01-2016 22:23 Ege'de İnsanlık Dramı 31-12-2015 20:46
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA