Advert
TÜRKİYE GÜNDEMİ
Giriş Tarihi : 09-04-2021 10:30

Suriyeli aileden şok eden açıklama: IŞİD kardeşimin kafasını kesti

Suriyeli aileden şok eden açıklama: IŞİD kardeşimin kafasını kesti

Kocaeli’de yaşayan Suriyeli aileden şok eden açıklama geldi. “IŞİD kardeşimin kafasını kesti” diyen aile, "Hem de sadece şeker sattı diye." ifadesini kullandı. Kocaeli Koz Gazetesi “Suriyeli sığınmacıların hayatları” yazı dizisinde bu önemli olayı gündeme getirdi. İşte o yazı dizisinden ayrıntılar:  

2015 yılında siz neler yapıyordunuz bilemem. Suriyeli Ailemiz o yıllarda Suriye’nin kıymetli şehri Deyrizor’da hayvancılık yaparak geçimini sağlıyor. Hani bizim şu emekli olunca hayalini kurduğumuz yaşantı içindeler. Çoluk çocuk hısım akraba birlikte. Aynı bölgede.

IŞİD’in ailelere olan baskısı yaşamlarının tamamını ellerinden alması, yemek içmenin bile izin dahilinde olması adeta koca ülkenin her taraftan insanları göçe zorlamaları ve nihayetinde şu anda Kocaeli’de süregelen bir aile dramı.

Kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Gitmek için ne zaman plan yaptınız?

Her an plan yapmak için birbirimizle konuşuyorduk. Aynı evin içinde fısıltı ile konuşuyorduk. Çoğu zaman kağıtlara yazıyor, sonra yakıyorduk. Tek düşündüğümüz yer Türkiye'deydi. Hepimiz aynı hayali kuruyorduk ama anlatamıyorduk.

Anlatırken bile fısıltı şekilde geliyor cümleler. O kadar kanıksamışlar ki. Apaçık ortada belleklerine kazıdıkları korku.

-Ailemiz dışında kimseyle konuşmuyorduk. Çoğunluk günlerimiz oruçlu geçiyordu. Yiyecek içecek bulmak zordu. Bize sadece Allah yardım edebilirdi. Her gün mahallemizde ya biri ölüyor, ya da kayıp oluyordu. Ölümler ecel ile de değildi. Katliam vardı. Her yer kan kokuyordu. Erkeklerin sudan sebeplerle kafalarını kesiyor, önce çocuklar ve kadınlar sıraya giriyor, erkekler onların arkasında tiyatro gibi kafa kesmeleri izletiyorlar.

Baba bunları bana Arapça anlatıyordu, dilini anlamıyordum. Fakat onu hissediyordum. Kocasının anlattıklarını dinlerken, ona güvenen Fetva’yı vicdanı olanların anlaması zor değildi. Devam ederken baba anlatmaya alışılmışın dışında, ağlıyordu.

- Çocuklarımı dahi sevmeye çekiniyordum. Bana bir şey yapacaklarından değil. Geride bırakacaklarım için.

ZORLA İZLETTİLER

6 çocuk annesi Fetva kaçmaktan başka çareleri kalmadığını anlatıyor.

-Kardeşim İbrahim’in bakkal dükkanı vardı. Akşam ezanından sonra alışveriş yasaktı. Ezan okunurken bir adam bakkala girmiş. “Abi ne olur bana şeker ver” demiş. Dayım “kardeşim gelirler şimdi” dese de, “ne olur ver de gideyim, bak ezan bitmedi, bitene kadar verirsin” demiş. “Beni yakacaksın git ne olur” dediyse de adam ısrar etmiş. Şekeri poşete koyarken ezanın bitmesiyle IŞİD’çiler içeri girmiş. Yaklaşık on oniki kişi İbrahim’e vurmaya başlamış. Onu döverlerken bağırışlar koptu. Yalvardık. Oysaki ezan yeni bitmişti. Kardeşime hepsi vuruyordu. Başını elleri arasına almıştı. Yüzü kanlar içindeydi. Saçından tutup sürüklediler. Bizi dinlemiyorlardı. Çömelttiler kardeşimi. Arabalarından iğne getirdiler. Koluna vurdular. Gözünü kapattılar. Herkesi evlerinden çıkarttılar. Ben kardeşimi, annem oğlunu, yeğenlerim babasını, karısı kocasının katlini izledi. Zorla. İzlemezseniz sizin de kafanız gider diyorlardı. İzledik. Kardeşim şeker sattı diye kafasını gövdesinden ayırdılar.

Kafir,Kafir,Kafir diyorlardı keserken.

Yüzüne bakıyordum Fetvanın. Ağlamıyor anlatırken, çok net yüzündeki ifade. Gerçek öfkeyi görüyordum yüzünde.

Acele acele anlatıyor. Cümle bitsin istiyor. Gözleri bir noktaya bakıp orada kalıyor. Fetva Arapça anlatıyor 14 yaşındaki Şeyma tercüme ediyor. Tekrar yazıyorum 14 yaşındaki Şeyma tercüme ediyor.

Bizler çocuklarımızın yanında eşimizle kavga etmeye bile çekiniyor.. Neden? Aman psikolojileri bozulmasın! Bu aile ölümle ellerini yıkadı adeta. Ve bunlar gibi milyonlarca insan. Donup kalıyorum. Ne söylesem de kendilerini iyi hissetseler diyorum. Kelime çıkmıyor ağzımdan. Nefeslerim derinleşiyor. iç çekiyorum. Soru sormaktan başka çıkış yolum yok.  

CENAZESİ 3 GÜN DİREKTE BEKLEDİ

Cenazesini kaldırabildiniz mi?

-Yok,yok,yok. Direğe bağladılar başsız bedenini. Kafasını da yanına koydular. 3 gün orada kaldı. Mezar yapmaya, cenaze kılmaya izin yoktu. Kardeşimi nereye attılar haberimiz yok.

Bu olaydan sonra mı göç etmek için harekete geçtiniz?

Baba Muhsin anlatıyor.

-Biz Türkiye’ye gelmek için yerlerimizi satışa çıkardık. Bize soruyorlardı akrabalar. “Neden satıyorsunuz? Gidecek misiniz?” hayır diyorduk. Ne olacağımız belli değil. Ölmeden çocuklarıma haklarını vereyim diyor onları oyalıyorduk. Aslında biz planı yapmıştık. Birini bulmuştuk. Bizi getirecek kişi tedbirli, biz tedirgin. Allah işimizi kolaylaştırdı. Yerlerimizi sattık. 

DOKTOR KARDEŞİMİ DE KAYBETTİK

Yerler satıldıktan sonra beklediniz mi?

Anne Fetva anlatıyor.

- Yerlerimizi sattığımız gün, Rusya’da Tıp fakültesini bitirip doktor olan kardeşim Salih’i yemeğe davet ettik. O akşam bize gelmek için yola çıktı. Yolda DEAŞ ve PKK köylüleri kurşuna dizmiş. Kardeşim Salih yaralılara yardım için onların yanına gitmiş. Bize haber verdi. Yanına gitmek için evden çıktığımızda O’nun bulunduğu yere bomba atıldı. Gittiğimizde her yer toz dumandı. Göz gözü görmüyordu. Parçalanan cesetlerin arasından kardeşimi zor bulduk. Ellerini ayaklarını bedenini ayrı yerlerden topladık. Çevreye saçılan iç organlarından belki onundur diye poşetlere koyduk. Gizli gizli gömdük kardeşimi. Bize bunu yaşatanlar bunun hesabını öbür tarafta verecek. Allah alacak bizim intikamımızı. Burada bizim hayatımızı mahvettiler. Ama onların ebedi cehenneme gireceklerini gösterecek Allah bize.

Ne dese azdı. Derdimden utanır hale gelmiştim. Yerinde olmadığım için şükrediyordum. Annesinin iki evladını şehit vermesine dayanamayıp kalp krizinden öldüğünü ekliyor konuşmasında.

Nasıl geldiniz Türkiye’ye?

14 yaşındaki Şeyma anlatıyor annesinin babasının abisinin tercümanı ile.

-Geceleyin Türkiye’ye gelmek için anlaştığımız adama gittik. “ Ne olur bizi buradan götür.” dedik. Yanımıza sırt çantamıza su koyduk. Sadece bir tane yedek kıyafet aldık. Adam bize “Tamam, paranızı verin hemen yola çıkalım”dedi. Kişi başı 8 bin dolara anlaştık. Acil hepimize sahte kimlik çıkardılar. Kamyon geldi. Kamyonun arkasına sıkışarak oturduk. Ütümüze branda çektiler. Önce Rakka’ya, ordan Halep’e oradan İfrin’e geçtik.

MAYIN TARLASINDAN GEÇTİK

Her gittiğimiz yerde DAEŞ ten ve PKK dan korkuyorduk. Çünkü buldukları yerde öldüreceklerini biliyorduk. Geri dönsek te ölecektik. Tek umudumuz Türkiye idi. Halep’ten geçerken mayın tarlasına girmişiz. Oradan nasıl sağ çıktık hala inanamıyoruz. Bizi gören BÜYÜK SURİYE ORDUSU” nereye gidiyorsunuz? Mayın var mayın” diye bizi oradan kontrollü çıkardı. Büyük Suriye Ordusu  askerleri bize su verdi. Bize yardım etti. İfrin’e geçtik. Orada üzerimize Daeş ateş açtı. Koşmaya başladık. Hiç durmadan 4 gün yürüdük. Yine bir adamı bulduk. Ona da para verdik. Bizi İfrin’den Hatay’a getirdi.

TÜRKİYEYE GELİNCE YERİ ÖPTÜK.

-Hatay’dan girdiğimizde üzerimizi değiştirdik. Şükür namazı kıldık. Urfa’da teyzem oturuyordu onun yanına geldik. Oradan da buraya geldik.

BİZ SAVAŞTIK

Hepsinin yüzünde hayatta kalmış olmanın mutluluğu vardı. Söyleyeceklerimiz var Derya abla diyerek bize Buradaki yaşadıklarını anlatıyorlardı.

-Biz savaştık. Ama eşit şartlarda değil. Gizli gizli geceleri askerleri ortadan kaldırmaya çalışıyorduk. Bazısı yakalanıyordu. Hemen öldürülüyordu. Her şeyi göze aldık. Ama hepsi birden bize saldırıyordu. IŞDİ, PKK, DEAŞ, Rusya, ABD, İran. Zaten erkeklerimizi öldürdüler. Hayatta kalan ailelerde kalanlara sahip çıkmak zorundaydı. Gelmek zorunda kaldık. Mecburduk. Savaş eşit şartta değildi. Esed kendi halkını sattı. İçimizdeki hainler yüzünden organize olamadık. Birlik olsaydık sizin kurtuluş savaşında yaptığınız gibi bizde onları yenebilirdik ama bizim devletimiz bizi sattı. Hayatta kalmaktan başka çaremiz yoktu.

Bu aile Suriyeli. Yeniden gitmek istiyor topraklarına. Fakat kurdukları bir hayal yok. İstenmedikleri için gitmek istiyorlar. İçtenlikle teşekkür ediyorlar Türk halkına, Türk Devletine. Bize önyargı ile bakan çok deseler de “sizler çok iyi insanlarsınız” diyor hepsi. Bizleri seviyorlar. Beklentileri de yok aslında minnetlerinden.

Elbette dünya iyi ve kötü insanlarla dolu. Ancak bizler 4 milyona yakın Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapmakla övünen, göç politikalarında referans ülke olmayı hedefleyen bir profil edinmek istiyorsak, bunu sadece kamu politikalarında değil toplumsal ilişkilerde de ırkçılığı içselleştirmekten vazgeçerek inşa etmemiz gerekiyor. “Ülkesine gidip savaşsın, eli ayağı tutuyor.” diyerek sokaktan geçen bir Suriyeliye veya sahilde nargile içtiği için kendi ülkesinin gerçeklerinden kopuk olmakla suçlanan bir başka sığınmacıya yönelik ırkçı tepki karşısında “onlar bizim kardeşimiz ve can tehlikesi yüzünden biz onlara kapı açtık” tepkisini vermezsek biz de bu ırkçı kısır döngünün yapı taşlarına dönüşürüz.

 Sığınmacı sorununu insan ve hak odaklı değerlendirdiğimizde, sığınmacıların önemli bir kısmının Türkiye-AB arasında 18 Mart 2016’da varılan mutabakat sonucunda Türkiye’nin Yunan Adaları’na geçen sığınmacıları geri kabul etme ve Avrupa’ya kontrolsüz sığınmacı akışını durdurma taahhüdü karşısında aslında Türkiye’de kalmaya mecbur olması, kendi ülkelerine de halen tehlike olduğu için dönememesi de verili bir gerçek olarak kabul edilmeli. Dolayısıyla, Mülteci Mutabakatı kaynaklı bir kıstırılmışlık söz konusu.

Alman Marshall Fonu (GMF), İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi işbirliğiyle 22 Aralık günü açıklanan “Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları-2020” Araştırması ise, Türkiye’de yaşamakta olan Suriyelilerin ülkelerindeki iç savaş biter bitmez geri gönderilmesi gerektiği görüşünde de yüksek bir uzlaşmaya dikkat çekiyor. Görüşülenlerin %86’sı bu görüşe katılırken; CHP seçmeni arasında bu görüşü onaylayanların oranı %93’e varıyor. MHP ve İYİ Parti tabanları arasında bu oran %91 dolaylarında. Dolayısıyla, Suriyeli sığınmacılar söz konusu olduğunda parti tabanları arasında bir ortaklık söz konusu. Ancak bu karşıtlığın ırkçılık boyutuna ulaşmaması, yine kamusal ve sivil toplumdaki uzlaştırıcı söylem ve eylemlere bağlı.

 Türkiye’nin mevcut uluslararası bağlamda sığınmacıların nasıl geri gönderileceğini değil, sınırlarını açtıktan sonra ülkeye gelenleri nasıl vatandaş yapacağını ve nasıl entegre edeceğini düşünmesi, buna yönelik kapsamlı çalışmalar yapması gerek. Zira Almanya’da Türk göçmenlerin entegrasyonunda yaşanan sorunların benzerini yaşarsak bedeli çok büyük olabilir. Çok dilli ve çok etnisiteli bir toplum olmanın avantajları bu noktada devreye girmezse, geç bir aşamada yüksek maliyetleri yönetmemiz gerekecek.

Samsun’da katledilen Suriyeli sığınmacının ağabeyi İbrahim Hammamı, kardeşini öldüren 20 kişilik grupta sadece bir kişinin gözaltına alınması karşısında “bunu yapanlar cezasını alsın, o hepinizin kardeşi, öyle düşünün” derken aslında hepimize bu basit gerçekliği anımsatıyordu. Çünkü bir toplumda ırkçılık karşısında hesap verebilirlik olmazsa, ceza adaleti sisteminde sistematik ırkçılık ve ırksal önyargı da caydırıcı cezalara konu olur; kişi ırkçılığın adalet sisteminde mutlaka karşılığını bulacağını bilerek söylem ve eylemlerini bu doğrultuda sınırlandırır.

 Aynı durum çoğu zaman ırkçı rüzgarlara kapılan haber dilinde de düşmanlığın körüklenmesi için geçerli. Mülteci odaklı bir medya etiği olmadıkça birçok gazete kendi siyasi çizgisi doğrultusunda birçok sorunun sebebi olarak sığınmacıları göstererek halen birçok Avrupa ülkesinde nefret suçu sayılabilecek başlık ve haber içerikleriyle bu ırkçılığın görünürlük zeminini hazırlıyor, bunu sıradan vatandaşın gözünde normalleştiriyor. Medyada son yıllarda Suriyeli sığınmacılara yönelik gündelik haberlerde ya manşetten, ya da satır aralarında kendini gizleyen bir şekilde alakasız bir haberin arasında kendini gösteren ırkçı yargılar, toplumdaki genel eğilimi bir kez daha üretmiş oluyor.

 Öldürülen Suriyeli, “20 yaşında genç” diye belirtilirken, katil bir Suriyeli ise kalın puntolarla manşetten zihinlere işliyor. “Besle kargayı oysun gözünü”, “Türkiye’de hayat Suriyeliye rahat”, “Akıllı olun” ilk aşamada aklıma gelen sadece birkaç “manşet” örneği…

Örnekleri çeşitlendirmek mümkün. İş arkadaşınız bir Suriyeliyse ve sizinle aynı kalifikasyonlara sahip olmasına rağmen daha düşük bir maaş alıyor ve sigortadan yararlanmıyorsa, bunu bilmenize rağmen siz de susuyor ve buna itiraz etmiyorsanız siz de bu ırkçı sarmalın içindeki bir halka olursunuz. Sosyal medyada gezinirken bir arkadaşınızın Facebook paylaşımında “Biz sabahlara kadar çalışıp duralım, Suriyeliler sınavsız şekilde istedikleri üniversiteye girebiliyorlar” yazması karşısında bu mezenformasyonu çürüten açıklamalar yazmazsak, bizim suskunluğumuz karşısında ırkçılık söylemsel düzeyde de eylemsel düzeyde de daha da körüklenir.

Kaynak: Kocaeli Koz

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA