Sakarya Kültür-Sanat
Giriş Tarihi : 24-08-2020 20:31   Güncelleme : 24-08-2020 20:36

NASIL BİR EĞİTİM?

NASIL BİR EĞİTİM?

Kıymetli okurlarımız. Malumunuzdur ki, 21 Eylülde büyük bir heyecanla 2020-2021 Eğitim ve Öğretim yılına hep birlikte başlamış olacağız. Ben de 15 yıllık bir öğretmen olarak, eğitim ve öğretimin şu an ki konumunun ne olduğunu ve nasıl olması gerektiğine kısaca vurgu yapıp, takdiri sizlere bırakmak niyetindeyim. Öncelikle eğitim ve öğretimin tanımını doğru yapabilirsek bir takım temel sorunların çözümü için mantıklı bir yol haritası çizebiliriz diye düşünüyorum.

Eğitim; bireylerin toplum yaşamında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları edinmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme olayıdır. Önce aileden başlayarak okul ve çevre yaşantısıyla devam eden ve insanın kendini yetiştirme deneyimiyle beraber sınırı olmayan bir sürecin adıdır.

Öğretim ise, eğitimin okul içindeki bölümünü kapsayan kısımdır. Diğer bir ifadeyle öğretim; eğitimin okullarda planlı, programlı ve profesyonel kişiler tarafından verilen bölümüdür. Bu nedenle daima olumlu yönde olmalıdır.

Ama ne yazık ki Türkiye’de eğitim alanında son yıllarda ciddi bir hareketlilik yaşanmış ve çok sayıda düzenlemeye ve değişikliğe gidilmiş olmasına rağmen, bu düzenlemelerin ne anlama geldiği, ne tür muhtemel sonuçlar doğuracağı ve ne gibi yapısal çözümlerin gerekli olduğu konusunda henüz umut verici bir çözüm önerisi getirilememiştir. Eğer temel sorunlar bütün ana başlıklarıyla tespit edilip, kısa sürede çözüm getirilmezse, ne yazık ki ülkemizi öğretilmiş ama eğitilmemiş bir toplum beklemektedir. Zaten yıllar öncesinden bu durumun sinyalleri alınmış olup günümüzde bir takım erdemlerden yoksun öğrencilerimizin yetişmekte olması bu durumun en çarpıcı örneğini oluşturmaktadır. Çünkü bizim akademik başarı diye nitelendirdiğimiz olay sadece ezbere dayalı ve öğrenciyi adeta bir hard disk olarak gören sistemdir. Bu hard disk’e sadece sınavlarda onu bir üst eğitim kademesine çıkaracak bilgiler yüklenmektedir. Türkiye’deki sınav sistemine göre herhangi bir dersin sınavından soru cevaplayamayan öğrenci SIFIR öğrencidir. Hiçbir işe yaramaz öğrencidir. Hatta kahvehane tabiriyle bir baltaya sap olamayan öğrencidir. O öğrencinin ilgi ve yeteneklerine bakılmaksızın bir kenara atılır ve öğretim, ders başarısı yüksek olan öğrencilerle devam ettirilir. Diğer taraftan okul derslerinden ezber yeteneği iyi olup sınavlarda başarılı olan öğrenci hep el üstünde tutulur, başaramayacağı engeller yoktur. Ama ne yazık ki o öğrenci de ilgi ve yeteneklerine bakılmaksızın kendisine başkaları tarafından mühendis, doktor, avukatlık gibi bir takım hedefler konulur. Canla başla çalışan öğretmenlerimiz bu konuda bir takım sorunları çözmek için yoğun çaba harcasa da maalesef ailelere bu durumu izah edememekte ve mevzuat dışına çıkamamaktadır. Çünkü ebeveynlere göre kendi çocuğu derslerde başarısız olsa da aslında çok zekidir ve çalışınca yapamayacağı hiçbir şey yoktur.

Evet, zeki olduğu doğrudur tabi. Ama asıl kilit nokta hangi alanda zeki olduğu ve ahlaki değerlere ne kadar duyarlı olduğudur.

Sonuç?

Sonuçta sistemin beklediği şey olur. Ders başarısı düşük olan öğrenci kahvehane köşelerinde tespih sallayıp bir baltaya sap olamazken, bizim Bay Başarılı çoktan mühendis olmuş kariyer yükseltme planları yapmaktadır. Ama bu planlar maalesef sadece kendi geleceğini düşünen, toplumsal mevzulara ve halkın problemlerine duyarlı olmayan bir kariyer planıdır.

Peki neden?

Çünkü yıllardır hep öğretim sistemi üzerinde çalışmalar yapılırken, eğitimin önemi göz ardı edilmektedir.

Öğrencilerin sürekli ders başarısında ki yükselme oranı baz alınırken, ilgi ve yetenekleri göz ardı edilmektedir.

Ders planları yapılırken her öğrencinin aynı bilgileri aynı sürede kazanabileceği varsayılırken, farklı zekâ türlerinin olduğu ve her öğrencinin algılama süresinin farklı olduğu göz ardı edilmektedir.

Anne babalarda dâhil olmak üzere öğrencinin sadece ders başarısını zirvede tutmaya odaklanılırken, gelenek göreneklerimiz ve genel ahlaki değerlerimiz göz ardı edilmektedir.

Ve en önemlisi…

Her bireyin mutlaka başarılı olabileceği bir mesleki etkinlik alanı olduğu göz ardı edilmektedir.

Örnek mi?

Bunun en büyük örneğini bizzat ben teşkil etmekteyim. Okul yıllarımda akademik başarım oldukça düşüktü. Ders çalışmak istemiyor, çalışsam da olmuyor, hatta okuldan nefret ediyor sürekli kaçıyordum. Hele bir türlü geçmek bilmeyen matematik dersleri yok mu? En çok korktuğum şey Matematik öğretmeni ile Gürgen odununu bir arada görmekti. Siz ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen benim farkında olmadığım bir yeteneğim vardı. Ne yazık ki ben bile bunun farkına varamamışken Resim öğretmenim Alper Öztürk (ellerinden öptüğüm) bunun farkına varmıştı. Eğitimde psikomotor beceriler diye bilinen el becerilerimin ve resim yapma yeteneğimin farkına varmasıyla hayatımı birden tersine çevirmişti. Bana destek olmuş, ücretsiz kurs vermiş ve Allah’a hamd olsun hayatımı yeteneğime göre planlayarak, bu gün 15 yıldır icra ettiğim Resim Öğretmeni olabilmemi sağlamıştı.

Lafı fazla uzatmak istemiyorum. Sadece bilinmesi ve üzerinde titizlikle durulması gereken bir konu var. O da her çocuğun eşsiz ve kendine has bir yeteneğinin oluşudur. Bu yeteneği lise bitiminde bir ustanın yanında çırak olarak çalışmakla geliştirmek yerine, daha ilkokul yıllarında fark ederek ve o öğrencileri yeteneği doğrultusunda kurslara alarak yetiştirmeyi başarabilirsek hem özgüvenlerini geliştirmiş oluruz hem de çocuğun kendi hayatını kendi  yeteneklerine göre planlamış oluruz. Atalarımızın da dediği gibi ağacı yaş iken eğmiş oluruz.

Ayrıca anne babaları da öğretmenler gibi bir takım eğitim seminerlerinin içine alarak onlara rol model olma konusunda eğitebilirsek ahlaki değerlerimizi de böylece kazandırmış oluruz.

Aksi halde öğretim programlarında yapılan onlarca değişiklikle, ülkenin en büyük kaynaklarını eğitime harcamakla, bedava kitap, okul servisi veya tabletlerle hiçbir yere varamayız. Okullar hayatta elde etmek istediğimiz hedeflerin bilgi edinme merkezi değil, bilakis hayatın kendisi olmalıdır. Eğitim, ezberlenen bilgiye dönük değil, uygulamaya dönük olmalıdır. Tüm okullarda öğrencilerin özel yeteneklerini inceleyen rehberlik birimleri kurulmalı ve bütün öğretmen ve veliler bu oluşumun içinde aktif rol almalıdır. Okulda öğrenciler öğrenme düzeylerine göre, farklı zeka türlerine göre, ilgi ve yeteneklerine göre eğitim sınıflarına ayrılıp sadece temel derslerde bir araya getirilmelidir.

Neticede daha kat edeceğimiz çok yol vardır. Sorunları tespit etmeden reform hareketlerine girersek, bugün olduğu gibi her zaman sistemi yeniden yapılandırmak zorunda kalırız. Fakat ülkemizin eğitim öğretimde  devamlı sistemi değiştirecek kadar geniş bir zamanı yok. Umarım bir an önce üst düzey yetkililerin ve akademisyenlerin bir araya gelerek karar aldıkları milli bir eğitim sistemi oluşturma konusunda daha fazla geç kalınmaz ve tabana inerek, okullarda gözlemciler bulundurarak ve öğretimin en önemli temel taşları olan öğretmenlerle müşavere ederek kurulan daha donanımlı ve daha çağdaş bir eğitim sistemine hep birlikte merhaba deriz. Ya da kaybolan değerlerimize, boşa giden emeklerimize ve geleceğini kaybettiğimiz çocuklarımıza elveda deriz.

Tercih kimin? Bilmiyorum… Kim üzerine alınırsa onun olsun.

Sağlıcakla kalın.

Taner Yıldız

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA