Sakarya Gündem
Giriş Tarihi : 17-06-2021 14:24   Güncelleme : 17-06-2021 14:41

Gazeteci Celal Eren Çelik'ten yazı dizisi: Kavakçı Hanedanı

Gazeteci Celal Eren Çelik'ten yazı dizisi: Kavakçı Hanedanı

Gazeteci Celal Eren Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte NATO zirvesine katılan, Sakarya-Hendekli Merve Kavakçı'nın kızı Fatma Gülham Abusahanab için yazı dizisi kaleme aldı. Çelik, yazı dizisinin ilkini sosyal medya hesabından paylaşırken şu notu düştü:

"Merve Kavakçı bir isimden çok çok ötesidir ve biz de "KAVAKÇI HANEDANI"dosyamızın kapağını kaldırıyoruz.Tüm girift ilişkiler ağı ile KAVAKÇI AİLESİ'ni kaleme aldığımız yazı dizimizin 1. bölümü sizlerle. Başınız dönecek. Okumanız ve okutmanız temennisi ile"

İŞTE O YAZI DİZİSİNİN İLK BÖLÜMÜ:

THE FAMILY:”KAVAKÇI HANEDANI”-YAZI DİZİSİ/BÖLÜM 1

Bugün medyaya düşen bir haber Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Biden görüşmesinde Erdoğan’ın hemen yanıbaşındaki genç bir hanımefendiyi işaret ediyordu…

Herkesin merak ettiği o genç hanımefendi Türkiye’nin son derece yakından tanıdığı Merve Kavakçı’nın ABD vatansdaşlığı almasını da sağlayan eski eşi Ürdün asıllı Ali Ahmad Abushanab’tan olan Fatma Gülham Abusahanab’dı…

Bu kare ile birlikte AKP iktidarı döneminin en önemli “Ailelerinden” birisi olmayı aşarak artık tabiri yerindeyse bir “Hanedan” haline gelen KAVAKÇI AİLESİ yeniden gündeme geldi.

Bizi yakından takip eden dostlarımız KAVAKÇI HANEDANI’nı bundan 2 yıl önce 2019’da kaleme aldığımızı biliyorlar…

Ancak o floodun bir yazı dizisine dönüşmesini okurlarımız çok istese de biz bu karmaşık ve oldukça girift ilişkiler ile dolu yazıyı yoğunluğumuz nedeni ile bir yazı dizisi haline dönüştürememiştik.

Bugün Türkiye’nin gündemine KAVAKÇI AİLESİ yeniden gelince bu dosyanın kapağını kaldırmanın ve KAVAKÇI AİLESİ’ni tüm girift ilişkileri ağı ile bir yazı dizisi yapmanın zamanı geldi diyerek dosyamızın kapağını kaldırdık…

Evet,herkes O’nu Fazilet Partisi’nden Türkiye’nin ilk “Başörtülü milletvekili” seçilmesi sonrası TBMM’deki yemin töreninde yaşanan yemin krizi ile tanımıştı.Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in “Burası devlete meydan okunacak yer değildir…Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz” ifadeleri ile tarihe kazınan o konuşmasını yaptığında Meclis genel kurulu karışmış ve Merve Kavakçı Meclis Genel Kurulu’ndan ayrılmak durumunda kalmıştı.Sonra adeta “Siyasal İslam” geleneğini “Mağduriyet” sembolü haline getirilen Merve Kavakçı önce çıkarıldığı Türk vatandaşlığına geri alındı, hemen sonrasında ise Malezya’ya büyükelçi olarak atandı..

Kendisi ile birlikte kızları,kardeşleri,damadı artık devletin en önemli kadrolarındaydılar…

Peki kimdi ve önemi neydi Merve Kavakçı’nın? Kendisi ve aile efradına gösterilen sadece AKP içerisinde bir “Ahde vefa” örneği miydi? Yoksa Merve Kavakçı bir “sembolden” çok çok daha ötesi miydi?

“Bu kadar peşrev yeter diyelim” ve yazı dizimizin ilk bölümü için konumuza girelim o zaman…

Evet sizler hazırsanız biz de hazırız.İşte başlıyoruz,çayı kahveyi kapan gelsin…

***

Tarih yapraklarını 1974’e sarıyoruz…

1974 yılında Türkiye’de üniversitelerde ilk türban eylemleri kendisini göstermeye başlamıştı.Eylemlerin en yoğun olarak yaşandığı üniversitelerden bir tanesi ise Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ydi.Bu üniversitede eylemlerin bu denli yoğun olarak yaşanmasının en önemli sebeplerinden bir tanesi ise Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dekanı Prof.Dr.Yusuf Ziya Kavakçı ve aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışmakta olan eşi Gülseren Kavakçı’nın protestoları en öne safta destekliyor oluşuydu…

Kızları Merve Kavakçı ile birlikte Erzurum’da yaşayan Gülseren Kavakçı-Yusuf Ziya Kavakçı çifti protestolarda o kadar öne çıkmıştılar ki bir süre sonra Gülseren Kavakçı üniversitedeki görevinden atıldı.

Tarih yaprakları 1982’yi gösterdiğinde ise Prof.Dr.Yusuf Ziya Kavakçı çok “ilginç”(!) biçimde “Yetkilerini keyfi kullanmak” gerekçesi ile üniversitedeki görevine son verildi.1982’de görevine son verilen Prof.Dr.Ziya Kavakçı soluğu Amerika Birleşik Devletleri’nde alacaktı. TEXAS’a giden Prof.Dr.Ziya Kavakçı burada enteresan ilişkiler kurmaya başlamıştı.

O dönem “Cemaat” olarak isimlendirilen FETÖ’nün ABD’de en etkin olduğu eyaletlerden bir tanesi olan TEXAS’ta yine Gülen Hareketi’nin TEXAS’taki en etkin “STK”sı konumundaki Cosmos Vakfı ile çok yakın ilişkileri olan Islamic Association of North Texas’taüst düzey yönetici olarak görev yapmaktaydı etkin bir ilişkiler ağı kurmuştu.

Burada şöyle 2 dakika duralım…

ABD’de kurulu olan ve Dünya’nın en büyük 10 hukuk bürosundan bir tanesi olan bir hukuk bürosu var,adı: K&L Gates…Bu hukuk bürosunun sahibi Bill Gates’in babası William H.Gates…

Geçtiğimiz yıl bu K&L Gates hukuk bürosu önemli bir transfere imza attı ve Lee Stapleton’u bünyesine kattı…Bu değerli avukat Baker&Mc Kenzie Hukuk ofisinden transfer edildi.Transfer olmasını sağlayan ve kendisini “parlatan” olay ise Rıza Zarrab’ı itirafçı olmaya ikna eden avukat olarak tanınması.Baba “Gates”in küresel hukuk firması Zarrab’ı itirafçı olmaya ikna eden avukatı “Transfer” edip sistem içerisinde “ödül” verirken aynı tarihlerde Dünya’nın en zengin insanlarından olan Microsoft’un kurucusu oğul Bill Gates’de ilginç bir bağış yapıyordu…

Bill Gates, hani Merve Kavakçı’nın babası Yusuf Ziya Kavakçı’nın yakın ilişkide olduğu Gülen’e bağlı Cosmos Vakfı vardı ya… İşte bu vakfa Bill-Melinda Gates Fonduation üzerinden tamı tamına 10 milyon 550 bin dolarlık bağış yapıyordu.Devam edelim efendim bu “dip notu” ekledikten sonra…

Öte yandan işte bu COSMOS VAKFI ile yakın ilişkileri olan Islamic Association of North Texas’ın Dallas’ta gerçekleştireceği en önemli proje olan “İSLAM KÖYÜ” projesinin başına da“İmam”sıfatı da eklenerek Yusuf Ziya Kavakçı getirilmişti.1982’de ABD’de TEXAS’a yerleşen baba Yusuf Ziya Kavakçı’nın yanına Ankara Tıp Fakültesi’ni kazanmasına rağmen 2 yıl sonunda “başörtüsü” sebebi ile okulu bırakan kızı Merve Kavakçı gelecektir.

Merve Kavakçı ABD’de kısa süre sonra ABD vatandaşı olan Ürdün asıllı Ali Ahmad Abushanab ile hayatını birleştirerek ABD vatandaşı oldu… Bu Ali Ahmad Abushanab ismini de bir köşeye not edin,döneceğiz zira kendisine….

Tabii ABD vatandaşlığı şu an Sn.Kavakçı Türkiye’nin büyükelçisi olarak görev yaptığı için ayrıca önem arz etmekte…Zira ABD vatandaşı olurken edilen bir yemin var…

Efendim ABD vatandaşı olurken aynen şu cümleler ile yemin ediyorsunuz:“Burada, önünüzde, şimdiye kadar tabiiyetinde bulunduğum her türlü devlet tabiiyeti ve egemenliğini reddettiğime; bundan böyle ABD Anayasası’nı ve yasalarını iç ve dış düşmanlara karşı savunacağıma; ABD’ye bağlılık ve sadakat göstereceğime; kanunun gerektirdiği hallerde ABD ordusuna hizmet vereceğime; kanunun gerektirdiği durumda sivil yönetim altında ulusal önemi olan işlerde çalışacağıma ve bu yükümlülükleri özgür bir şekilde, akıl sağlığım yerinde ve samimi olarak üstleneceğime yemin ederim. tanrı yardımcım olsun”

Evet Merve Kavakçı bu yemini ederek ABD vatandaşı da oluyor ve kısa süre sonra ilk eşi olan Ürdün asıllı Ali Ahmad Abushanab ile de ayrılıyordu…

Zaten sonrası malumunuz Kavakçı Türkiye’ye geliyor, bir anda siyaset içerisinde jet hızı ile yükselerek vekil oluyor,başörtüsü ile kriz çıkartıyor ve FP kapanıp AKP’nin “önü açılırken” de bunun en önemli gerekçelerinden bir tanesi olarak gösterilmekle kalmıyor, AKP’nin yıllarca kullandığı ve üzerinden siyasi prim elde ettiği “Başörtüsü sorununun” ikonik simgesi haline geliyordu…

1999’da TBMM’de başörtüsü ile yemin etme inadı ile yarattığı kriz sonrasında Kavakçı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarılıyordu çıkarılmasına ama soluğu ABD’de alan Kavakçı için “Hikaye” bitmemişti ve”Herşey yeni başlıyordu”…

Şimdi baba ve kız Kavakçı’ların hikayesine şöyle bir virgül koyalım tabii geri dönmek kaydıyla…Şimdi tarih yapraklarını sizinle 1928 yılına sarıyoruz ve Mısır’a uzanıyoruz…

***

Hasan El Banna tarafından Mısır’da siyasal bir hareket kuruluyordu: İhvan-ı Müslimin… Ya da kamuoyunun daha çok bildiği ismi ile “Müslüman Kardeşler”…”Arkadaş biz diyoruz MerveKavakçı,sen kalkmış bize Mısır’ı İHVAN’ı anlatıyorsun” derseniz demeyin efendim “Ne alaka?” değil çok ala…Sabırla okuyunuz..

Örgütlenme modelini cami başta olmak üzere halkın tüm sosyal katmanlarına nüfuz edecek bir modelleme üzerine bina eden İhvan Hareketi spor kulübü-cami ve okul üçgeninde örgütlenmeye başladı ve üye sayısı hızla arttı.38-1940’lı yılların başına gelindiğinde İhvan Hareketi’nin üye sayısı 500 bini bulmuştu…

Ancak “sosyal ve sivil” bir siyasal hareket olarak kalmak İhvan Hareketi için yeterli olmamıştı ve 1948 yılında hareketin silahlı kanadı “Gizli Cihaz” oluşturuldu.Bu gizli yapılanma kısa sürede Mısır’da İngiliz yönetimine karşı bombalama ve suikast eylemlerine girişirken İhvan hareketinin kurucusu Hasan El Banna ise tarih yaprakları 12 Şubat 1949 yılında faili meçhul kişiler tarafından uğradığı suikast ile hayatını kaybetti.Ancak Hasan El Banna’nın yerine geçen Seyyid Kutub ile birlikte İhvan Hareketi Ortadoğu’da bölgesel bir güç olacaktı.

Bu arada Seyyid Kutub’un en önemli özelliği o esnada ABD’de bulunup,Hasan El Benna’nın ölümü sonrası adeta “ithal” biçimde İhvan Hareketi’nin başına geçmesiydi.Yine ilginçtir ama Hasan El Banna öldürüldüğünde ABD’de bulunmakta olan Seyyid Kutub,İHVAN Hareketi’nin aşına geçtiğinde Ortadoğu’da dış politikalarında ABD yerine soğuk savaş döneminde SSCB’yi müttefik olarak tercih etmiş olan BAAS hareketini hedefine koydu…

Yani ABD Soğuk Savaş’ın en sert günlerinde ABD’den giderek İslamcı bir hareketin başına geçen bir lider ile SSCB karşısında Ortadoğu’da yeni bir “bölgesel müttefik” kazanmıştı.Nitekim Mısır’da 26 Ekim 1954’te Nasır iktidarına karşı girişilen başarısız darbe girişimi İHVAN’ın BAAS karşıtlığının zirvesiydi.Bu başarısız darbe girişimi sonrasında tutuklanıp 15 yıl hapse mahkum edilen Seyyid Kutup bir dönem hapisten tahliye edilse de yeniden tutuklanarak 29 Ağustos 1966’da idam edildi.Ama İhvan-ı Müslimin hareketi giderek “siyasal İslamın” ideolojik en büyük önderi konumuna gelmişti ve ABD’nin “finanse ettiği” Afgan mücahitlerin ve daha sonra El Kaide’yi kuracak Usame Bin Ladin’in “İdeolojik idolü” yine Seyyid Kutub olacaktı…

***

1960’lar Türkiye’sine dönelim şimdi isterseniz…

1960’lar ile birlikte Türkiye’de sol dalga yükselişe geçerken bu dalganın kırılması için bir şeyler yapılması gerekliydi ve MİT bu konuda çözümü Seyyid Kutup’ta bulmuştu.Seyyid Kutub’un ABD’de yazdığı “İslam’da Sosyal Adalet” isimli kitabı Türkçe’ye çevrildi.. Bu görevi yerine getiren İsim ise ilginç bir kişilik oldu:Fethullah Gülen’in koruyucusu olan dönemin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür…

Bu arada Hasan el Benna’nın damadı Said Ramazan, Said-i Nursi ile bir araya getiriliyordu…

(KAYNAK:SONER YALÇIN:İHVAN SEVGİSİ BAŞIKLI KÖŞE YAZISI-19.06.2019 SÖZCÜ GAZETESİ)

Yaşar Tunagür aynı zamanda Gülen’in izine ilk rastladığımız Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin de kurucusu,Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin arkasında ise CIA varZira CIA “Siyasal İslam projesini 1960’larda başlatmış ve bunu da Münih’teki operasyon merkezinden yürütmekteydi.

’60’larda Tüm Dünya’da sol yükselirken ABD “Müslüman Kardeşlerin” her anlamda yolunu açarak özellikle Müslüman coğrafyasında bu örgütü sol yükseliş karşısında bir duvar olarak “Kullanıyordu”.Ama Türkiye’de “Siyasal İslam”ın zemini de meraklısı da çoktu. Başta Gümüşhanevi Tekkesi’ne bağlı kadrolar olmak üzere siyasal İslamın iktidarını hedefleyen isimler bir araya geldiler…MSP ile birlikte Türkiye’de “Siyasal İslam” artık partileşmişti.

***

Tarih yapraklarını bu kez 1989’a sarıyoruz…

ABD 1991’de SSCB’nin yıkılacağını 1989’dan yıllar önce görmüştü ve dış politikasını da buna göre yeniden dizayn ediyordu.Ortadoğu ise ABD için hayati önem arz eden bir coğrafyaydı ve 1989 yılında Pentagon CIA’nın yan kuruluşu olarak faaliyet gösteren Rand Corporation’dan “Türkiye’de Siyasi Radikalizmin Geleceği” konulu bir rapor istedi…

ABD, “Radikal” değil kontrol edilebilir “Ilımlı İslam” projesi için düğmeye basmıştı.RAND CORPORATION bu raporu hazırlamak için Graham Fuller ve Paul Hanze gibi Türkiye ve Ortadoğu’nun çok yakından tanıdığı isimler öncülüğünde bir komisyon hazırlayarak 79 sayfalık bir rapor hazırladı…

Raporun son bölümü aynen şu şekildeydi: “Türkiye’de İslam’ın yükselmesi olgusuna dikkatli ve seçici bir şekilde yaklaşılmalıdır. Ancak, ihtiyatlı ve alçak perdede kalarak Amerikan çıkarlarına en iyi hizmet mümkündür. İslam’ın rolünü etkileme konusunda en ufak bir açık Amerikan girişimi, ABD’nin çıkarlarına hizmet etmez. Yönetim konuya dönük politikalarını formüle ederken hem Türkiye’de laik modeli destekleyen, hem de İslami güçlerle açık bir çatışmadan kaçınan nazik bir denge yakalamak durumundadır. Öte yandan, Türkiye’deki irticanın başlıca dış politika amacı, Türki¬ye’nin Batı ile ilişkilerinin gerginleşmesidir. O halde ABD bu olasılığı en azına indirmeye çalışmalıdır. Türkiye’ye NATO çerçevesinde daha fazla yükümlülükler verilmeli, NATO stratejileri konusunda Türk resmi makamlarına daha fazla danışılmalıdır. İkincisi, ABD laik devlet şeklini desteklerken Türkiye’de ki Amerikan menfaatlerine daha iyi hizmet edecek politikalar geliştirme olanağı güçtür.Buna ek olarak İslami hareketin ılımlı üyeleri ile ihtiyatlı ve gayri resmi temaslar kurulması öğrenme süreci için yararlı olabilir.”

Özellikle “Buna ek olarak…” diye başlayan son cümleyi tekrar tekrar okumakta fayda var zira eski Maliye ve Hazine Bakanımız Berat Bey’in tabiri ile “Burası çok önemli”. Ayrıca aynı raporda “Cesur,ekonomik güce sahip kanaat önderleri yaratılmalı” notunu taşıdığını da ekleyelim buraya.Zaten bir süre sonra o “kanaat öderi” Papa 2.Jean Paul ile görüşecektir ve adı da Fethullah Gülen’dir…

Türk siyasal hayatında ise ne oluyorsa oluyor ve raporun hazırlanmasından 2 sene sonra Refah Partisi ile birlikte günümüze değin sürecek “Siyasal İslam” adeta şahlanıyordu…

***

Ancak bir sorun vardı, Necmeddin Erbakan ABD ile “birebir uyumlu” çalışmayı reddediyordu… Ve sorun çözülmeliydi…68-RAND CORPORATION’un raporunun son kısmında yer ala “İslami Haketin ılımlı üyeleri ile ihtiyatlı ve gayrı resmi temaslar kurulması…” maddesi hayata geçirilecekti…

20 Ekim 1996 tarihli AYDINLIK DERGİSİ “ABRAMOWITZ TAYYİP’İ ERBAKAN’IN YERİNE HAZIRLIYOR” manşeti ile çıkmıştı.

Abramowitz’i Erdoğan ile tanıştıran ise daha sonra bu başarılı çalışması karşılığında RAND CORPORATION’da “sataja” gönderilip,dönüşünde “TEPEDEN İNME” biçimde Milliyet’te işbaşı yaptırılan şimdinin bağımsız (!) gazetecisi Ruşen Çakır’dı

(KAYNAK:13.10.2012-Aydınlık-M.Ali Güller)

Çakır, o kadar bağımsızdı ki, SOROS’un vakfı olan AÇIK TOPLUM VAKFI’nıjn Danışma Kurulu üyesi olup, bu vakıfın en büyük partnerlerinden yine SOROS bağlantılı ve PKK’ya bazı STK’lar üzerinden mali destek sağladığı devletin MASAK raporlarında belgelenmiş olan Cherest Vakfı’ndan internette yayın yapan Medyascope TV’si için 2016 yılında 99 bin 960 Dolar,2017 yılında 129 bin 960 Dolar,2018 yılında 116 bin 760 Dolar, 2019 yılında 65 bin 376 Dolar ve 2020 yılında 65 bin Dolar olmak üzere son 5 yılda toplamda yaklaşık 500 bin Dolar “hibeyi” fon olarak alıyordu…

Bu esnada Fazilet Partisi’nde işler karışıyordu…

Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan önderliğindeki yenilikçi kanat Erbakan’a bayrak açıyorlar ama kongreyi kaybediyorlardı.73-İşte tam da bu sıralarda Merve Kavakçı ismi yeniden gündeme gelecekti zira başörtüsü ile kriz yaratan Merve Kavakçı’nın başka konuşma ve eylemleri de Fazilet Partisi’nin kapatılması için gerekçe gösterilen en önemli sebeplerden biriydi.

Ve neticede Fazilet Partisi kapatılıyor,AKP kuruluyor,Türkiye’de bir dönem bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak şekilde değişiyordu.İlginçtir o dönemlerde Erdoğan ve Milli Görüş çizgisi ile kanlı bıçaklı olan Perinçek ekibi ve AYDINLIK’ın,şimdi kolkola girdikleri AKP için yazdığı herşey harfiyen 5 sene içinde gerçekleşiyordu.

Biz yeniden ABD’ye baba kız Kavakçı’ları bıraktığımız tarih olan yıllara…

ABD Ilımlı İslam Projesi için 2 ayaklı bir model öngörmekteydi RAND CORPORATION RAPORUNDA…Bunlardan birisi siyasal kadrolar, bir diğeri ise “Ekonomik gücü olan kanaat önderleri “O “kanaat önderinin” ise Gülen olduğunu yazmıştık.Gülen için ABD her türlü kapıyı açmıştı.

Merve Kavakçı ise vatandaşlıktan çıkarıldıktan sonra ABD’ye kendi tabiri ile “İkinci kez hicret” ediyordu… (28 ŞUBAT 2012-TGRTHABER-KONUŞMAK LAZIM PROGRAMI)

Kavakçı bir yandan Harvard Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora yapıyor, bir yandan ise ABD’de bulduğu her fırsatta kendisine sağlanan imkanlar ile katıldığı panellerde Türkiye’de insan hakları ve inanç hürriyetinin olmadığına dair konuşmalar yapıyordu.

***

İşte Kavakçı bu panellerde Türkiye aleyhine konuşmaları yaparken ABD’de Becket Foundation isimli bir NGO yani STK çıkmaktadır karşımıza…

“Dini Özgürlükler” konusunda misyoner gibi çalışmak olarak misyonunu açıklayan Becket Fondation Kavakçı ile “yakından ilgilenmektedir”Becket Fondation ile Merve Kavakçı’nın ilişkileri 2005 yılında çok daha sıkılaşmıştır.Hatta Becket Fondation 2005 yılında Kavakçı’nın TBMM’de mecliste “yemin krizine” neden olduğu gün taktığı baş örtüsünü ABD Kongresinde “Body of Belied” sergisi kapsamında “sergilemiş” Kavakçı kongre üyeleri ile çok samimi pozlar vermiştir.84-Ama Becket Fondation dediğimiz zaman şöyle 2 dakika duracağız. “Nedenmiş o?” derseniz bu Becket Foundation’un yönetiminde 2 çok kritik isim var…

Birincisi William P. Mumma.. .

Bu isim Becket Foundation’un tepesindeki isim ve CEO.İkincisi Becket Foundation’un “İcra Başkanı” konumundaki Mark Rienzi.Şimdi neden bu 2 ismi saydık ? Anlatalım efendim…

Bu saydığımız isimlerden vakfın CEO’su William P. Mumma ve “ İcra Başkanı” konumundaki Mark Rienzi’nin bir ortak noktası var: Georgetown Üniversitesi.Vakfın CEO’su William P. Mumma bu üniversiteden mezun ve halen Georgetown Üniversitesi ile yakın ilişkilerini sürdürmekte “İcra Kurulu Başkanı” Mark Rienzi ise aynı üniversitenin belki de en çok “özel toplantı” daveti alan kimilerinde tebliği sunan kimilerinde açık konferanslar veren ismi…

“Arkadaş biz diyoruz Merve Kavakçı sen diyorsun yok Becket Foundation, yok Georgetown Üniversitesi” diyorsanız demeyin zira kazın ayağı öyle değil. Şimdi Merve Kavakçı’nın özgeçmişine baktığımız zaman ABD’de bulunduğu süre içinde 2009 yılına kadar Türkiye’deki insan hakları ve inanç hürriyeti ihlallerini anlattığı onlarca panelin arasında 2003’de Harvard University Kennedy School of Government’da Kamu Yönetimi Yüksek Lisans eğitimini tamamladığını,2007’de Howard University’de Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktorasını aldığını,2004-2014 yılları arasında George Washington University Elliott School of International Affairs’de öğretim üyeliği yaptığını görüyoruz…

Tabii bakın bu arada Georgetown bağlantılı isimlerin yönettiği Becket Foundation ile ilişkiler sıkılaşmış,Kavakçı ise görünüşe bakılırsa çok parlak da bir akademik kariyer yapmış…

***

Tarih yapraklarını 2009 yılına doğru sarıyoruz bu kez…

Bu tarihte ABD’de de bir “DÜNYA’NIN EN ETKİLİ 500 MÜSLÜMANI” listesi yayınlanıyor ve bu liste çok ses getiriyor.Peki efendim kimler var bu listede?Listeye Erdoğan 5.sıradan girerken,13.sırada Fethullah Gülen listede,Abdullah Gül 28.sıradan, Ekmeleddin İhsanoğlu ise 40.sıradan listede…

Başka kim var listede? Bingo! Merve Kavakçı’yı da 2009 yılında –ki o dönemde Harvard’da Yüksek lisansını bitirip doktorasını yeni almış bir akademisyen kendisi- DÜNYANIN EN ETKİLİ 500 MÜSLÜMANI listesinde görüyoruz.Hangi çalışması ve “ağırlığı” ile bu listeye girdiğini bilemiyoruz ama listeyi yapanlara biraz bakınca durum daha da ilginç bir hal alıyor.Efendim bu DÜNYA’NIN EN ETKİLİ 500 MÜSLÜMAN’I listesini kim yapıyor dersiniz? Bu Becket Foundation’un CEO ve İcra Kurulu Başkanı ile ilişkilerini yukarda anlattığımız Georgetown Üniversitesi…

Şimdi tabii Georgetown Üniversitesi deyince de şöyle iki dakika durmak gerekiyor…Neden mi? Daha önce yazdık ama okumayan dostlarımız için tekrar anlatalım…

Bu Georgetown Üniversitesi,Fethullah Gülen’in ABD’de en fazla mali yardım vefon aktardığı üniversite olarak bilinmesi ile meşhur…Ama çok daha enteresan özellikleri de var “ABD’YE DEVLET ADAMI YETİŞTİRMESİ” (büyükelçi,ütdüzey bürokatv.s) ile ünlü bu okulun.Şimdi bu güzide üniversitemizde bir “merkez” var…İsmi: Müslüman-Hristiyan Diyalog Merkezi… Merkezin kurucu finansmanını sağlayan ise Suudi Prensi Prens Prens El-Velid Bin Tallal.Tam 20 milyon dolar ile kuruluşunu finanse ediyor bu merkezin..

Bu “merkezin” başında da John Lee Esposito diye bir “Beyefendi” var. Bu bey FETÖ elebaşı Gülen’in Green Card alması için CIA üst düzey yöneticilerinden Graham Fuller ve Poul Hande ile referans olan kişi.İlginç mi geldi?Daha yeni başladık efendim…

Şimdi bu John Lee. Esposito beyefendi bu “Merkezde” Fethullah Gülen ve Gülen Hareketi için övgüler düzülen sempozyumlar tertip ediyor…

Bir de bakıyoruz bu Esposito bol bol Rumi Forum diye bir kuruluştan ödül alıyor bu kuruluşun etkinliklerinde boy gösteriyor.Peki nedir,neyin nesidir bu Rumi Forum?Anlatalım efendim…

Bu Rumi Forum,FETÖ’nün “Dinlerarası Diyalog” projesini yürütmek için kurduğu ve ciddi manada finanse ettiği NGO/STK…107-Şimdi bir bakıyoruz bu son derece faal çalışan Rumi Forum bir süre sonra bir Washington Temsilciliği açıyor.Kim dersiniz temsilci?Bingo!Bu Bay Esposito!

Bu Mr.Esposito’nun başkanı olduğu Georgetown Üniversitesi’ndeki Müslüman-Hristiyan Diyalog Merkezi vardı ya…Ha işte bu merkezde çalışmalarını sürdürürken bu Mr.Esposito kendisinin en yakınında kim var dersiniz?Tanıdık bir isim:İbrahim Kalın.

Hatta o kadar yakınlar ki “İSLAMOFOBİ” ismi ile ortak bir kitap bile yazıyorlar…

İşte bu “güzide” üniversitemizin hazırladığı DÜNYA’NIN EN ETKİN 500 MÜSLÜMANI listesini Esposito ile birlikte İbrahim Kalın hazırlıyorlar…

Tabii ki İbrahim Kalın da listede!Mesela hani şu meşhur RAND CORPORATION’un hazırladığı ve yukarıda bahsettiğimiz 1989 tarihli raporun hazırlayıcılarından ve bir dönem CIA Türkiye İstasyon Şefi olan olan Paul Hanze Türkçe’yi anadili gibi bu Georgetown Üniversitesi’nde öğreniyor…

(KAYNAK:EROL BİLBİLİK,DERİN DÜNYA DEVLETİNİN ADAMLARI)

Şimdi bakın boşuna demiyoruz bu Georgetown Üniversitesi deyince iki dakika durmak gerekir diye.Şimdi bu üniversitenin organik bağı olan başka merkezler de bulunmakta.Edgar Hoover Enstitüsü,CSIS,Küresel Barış Enstitüsü gibi.Bu merkezlerde ise “Türkiye uzmanlığı” ile meşhur CIA ajanları Dr. Chomsky, Henri Barkey, Paul Henze, Graham Fuller, Dr. Michael Gunter, Richard W. Murphy, Francis J. Ricciardone başlıca görev yapan isimler…

Kavakçı’nın ABD’de bu isimlerle Georgetown Üniversitesi üzerinden irtibat içerisinde olduğunu Türkiye’de ilk iddia eden ise geçtiğimiz yıllarda ADD Isparta Şubesi Kurucu Başkanı Mahmut Özyürek olmuştu.

İşte bu Georgetown Üniversitesindeki Müslüman-Hristiyan Diyalog merkezinin 2008 yılında yani o meşhur DÜNYA’NIN EN ETKİN 500 MÜSLÜMAN’I listesinin hazırlanmasından sadece aylar önce bir “misafiri” vardı konuşmacı olarak…

Ve o “misafirin” adı Merve Kavakçı’ydı..

***

“KAVAKÇI HANEDANI” köklerini ABD’de salmaya başlamıştı bile…

Evet efendim “KAVAKÇI HANEDANI”nı anlatmaya başladığımız yazı dizimizin ilk bölümünün burada sonuna geldik…

Yazı dizimizin 2. bölümünde ise yarın gece birlikte olacağız…

Bu yazı dizisini okumaya devam edin,daha çook şaşıracaksınız daha çook başınız dönecek…"

haberalternatif

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA