Sakarya Kültür-Sanat
Giriş Tarihi : 14-09-2020 13:31   Güncelleme : 14-09-2020 13:35

FULBRİGHT ANLAŞMASI ve EĞİTİM

FULBRİGHT ANLAŞMASI ve EĞİTİM

Daha önceki yazılarımda, son yıllarda bazı eğitim camiaları ve siyasi çevrelerin tartışma konusu olan bir anlaşmadan bahsedeceğimi  belirtmiştim. Hakkında birçok bilgi kirliliği olan ve Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’a da sorulan bu anlaşma bir süre gündemde dolaşmış, fakat hakkında sadece birkaç gazetecinin üstün körü yazısı dışında bilgi verilmeyen bir sır olarak kalmıştır. Dönemin resmi gazetelerini araştırmadan, konu hakkında ki meclis kararlarını okumadan yorum yapmaya çalışanlar sayesinde birçok kafa karışıklığı oluşmuş, daha sonra da üzeri örtülmüştür. Halen daha yürürlükte olan, kendisine ait bir web sitesi olan ve üyeleri hakkında detaylı özgeçmiş bilgilerini bulamadığımız bu komisyon hakkında elimdeki tüm resmi delilleri toplayarak bazı özet bilgiler vermek istiyorum.

Yıl 1949. Ülkemizin Kuzey Atlantik Anlaşmasını imzaladığı, ve ardından Avrupa Konseyine katıldığı yıllardı. İnsan hakları evrensel beyannamesi de bu dönemlerde imza edilmiş, uluslar arası bu yakınlaşmalara ek olarak ABD ile Türkiye arasında gelişmeye başlayan bir tehlike kapımızın önüne kadar gelmişti. İlk başlarda masum görünen fakat sonrasında ülkemizin genetik yapısını olumsuz etkileyecek bir anlaşma konuşuluyordu mecliste. ABD ile Türkiye arasında ki ikili ilişkileri eğitim alanında bir ortaklığa çekerek FULBRİGHT anlaşması adı altında günümüze kadar sömürecek olan bir anlaşmanın temelleri atılacaktı. İkinci dünya savaşının sona ermesinin ardından ABD’li senatör William Fulbright, Amerikan kongresinde bir teklif sunmuştu. Teklife göre Türkiye ile ABD arasında eğitim ve kültürel değişim yoluyla iki ülke arasında işbirliği yapılacak, ABD’li öğrenci ve akademisyenler Türkiye’de , Türkiye’de ki öğrenci ve akademisyenler ise ABD de burslu eğitim görecek, fakat masrafları  Türkiye tarafından karşılanacaktı. ABD kongresinde kabul gören bu teklifin kağıt üzerinde ki amacı her ne kadar eğitim mübadelesi gibi görünse de, asıl amacı şüphesiz Türkiye de geleceğin yönetici ve eğitim kadrolarını belirlemeye çalışmak olacaktı. Böylece dönemin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, Dış İşleri Bakanı Faik Zihni Akdur ve ADB Ankara büyükelçisi George Wadsworth tarafından çalışmalarına başlanan Fulbright anlaşması 13 Mart 1950 tarih ve 5596 sayılı kanun ile imza altına alınacak ve ülkemizde FULBRİGHT KOMİSYONU adı altında bir eğitim komisyonu kurulacaktı. Anlaşmanın birinci maddesine göre ise her ne hikmetse, ABD vatandaşlarının Türkiye’de, Türk vatandaşlarının ise ABD’de ki eğitim masraflarını finanse etme görevi Türkiye’ye verilecekti. Dolayısıyla ileride Türkiye’ye verilecek olan kredilerle ülkemizi kendilerine bağımlı hale getirmeninde temelleri  atılmış olacaktı. Kurulacak olan bu komisyonun üye seçimi ise kurnazca planlanmış bir Ali Cengiz Oyunundan ibaretti.  Çünkü komisyon üyelerinin 4’ü TC vatandaşı, 4’ü ABD vatandaşı olacak, fakat ABD’li olan 4 üyenin ikisi ABD’nin Türkiye de ki hariciye teşkilatının muvazzaf memurlarından seçilecekti. Kısacası bu iki üye C.I.A ajanı olmak zorundaydı. Üstelik komisyon başkanlığını ABD büyükelçisi yapacak ve oyların eşit olması halinde karar verme yetkisi bu başkanın elinde olacaktı. Ayrıca komisyonun iş ve işlemlerinin yürütülmesi için ABD tarafından bir müdür ve müdür yardımcısı atamasının da yapılabileceği konusu anlaşmanın 9. Maddesine eklenmiş ve her hususta kontrolü ellerine almışlardı.

İşte günümüzde hala tartışılan Fulbright komisyonunun eğitim öğretimimize ne kadar müdahale ettiği, hangi kararları aldırmakta olduğu ve ülkemizin PİSA sıralamasında ki düşüşleriyle bir ilgisinin olup olmadığı konusunda her hangi bir araştırma yapılmayan bu kuruluş hakkındaki tüm bilgiler bugün gün yüzüne çıkarılması gerekmektedir. Diliyoruz ki en kısa zamanda bu komisyonun eksi ve artıları masaya yatırılarak bir an önce ayrıntılı bir rapor  hazırlanır ve ülkemizin dışarıdan bağımsız olarak gerçek ve milli bir eğitim politikası oluşturulur.

Çünkü MEB de bugün dahi çalışmalarını etkin biçimde sürdüren, personel politikalarından ders programlarına kadar pek çok stratejik konularda karar veren ‘’Milli Eğitimi Geliştirme’’ adlı bir komisyon bulunmaktadır. 1994 rakamları ile 60 üyesi olan bu komisyon üyelerinin %70’ i Amerikalıdır. İşin en garip tarafı ise o günden beri hiçbir hükümet bu anlaşmayı tartışma veya kaldırma konusunda görüş bildirmemiştir. Şu an bile Fulbright komisyonunun başında ABD’de yıllarca diplomatlık yapmış olan ING Bank’ın Türkiye sorumlusu John Thomas McCarthy bulunmaktadır ve internette detaylı özgeçmişine ulaşmak mümkün değildir. Bu komisyon kapsamında burslardan yararlanmış ve birçoğu çeşitli yönetim kadrolarına gelmiş olan 6500 civarında kişi bulunmaktadır. Bu kişiler kimdir ve hangi pozisyonlarda görev yapmaktadır sorusuna cevap verilmelidir. Yine bu komisyona bağlı olarak çalışan ülkemizde 17 adet çok etkili dernek bulunmakta ve özellikle yabancı dil programlarına ağırlık veren eğitim çalışmaları yapılmaktadır. Bu çalışmaların ülkemizde ki Türkçe ve Milli Tarih derslerinin yabancı dil sayısından daha az olması ile bir bağlantısı var mıdır ? Gibi bir takım sorulara ışık tutulmadığı müddetçe akıllarda birçok soru işareti kalmaya devam edecektir. Dolayısıyla daha önce ki ve sonra ki anlaşmalarda olduğu gibi ABD ile imzalanan her anlaşma da bir bit yeniği aranmak zorundadır. Marshall yardımları da dahil olmak üzere hiçbir hususta ülkemize dostluk eli uzatmayan ABD’nin bize bu anlaşmada da ekmek arası zehir vermesi muhtemeldir. Yukarı da belirttiğim tüm delillere kanun numarasını yazarak ulaşmanız mümkündür. Ayrıca 1963 yılında bu konu hakkında İsmet İnönü’nün şu sözleri manidardır;

‘’ Bir görev veriyorum. Sonucu bana gelmeden Washington’un haberi oluyor. Sonucu memurlardan önce Sefir’den  öğreniyorum. Bu işler böyledir, peygamber edasıyla size dünyaları vaad ederler. İmzayı attınız mı ertesi günü gelmişlerdir. Gitmezler… ancak bu sorunun üzerine vakit geçirmeden gitmek gerek. Yoksa ne iç, ne dış politika güdemezsiniz. Havanda su döversiniz. Fakat sanmayın ki bu kolay bir iştir.  Denediğinizde başınıza neler gelir bilinmez’’. (İsmet İnönü 1963 )

Umuyorum ki bu cümleleri akıl süzgecinden geçirip, o dönemde ki tehlikenin boyutunun farkına varmışsınızdır. Güçlü ve tam bağımsız bir devlet olma yolunda hızla ilerlediğimiz bu zamanlarda eğitim öğretimi göz ardı edersek, savaşmadan ülkeyi telsim etmiş oluruz. Geçmişten ders alarak geleceğimizi planlama arzumuzda eğitim – öğretimi en üst sıraya koymak zorundayız. 

Selametle…

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA