Advert
SİYASET
Giriş Tarihi : 15-03-2021 11:56   Güncelleme : 15-03-2021 12:10

Cem Sahir İslam yazdı: Boynukalın ve Zengin tartışması

Cem Sahir İslam yazdı: Boynukalın ve Zengin tartışması

Cem Sahir İslam, Akparti Grup Başkan vekili Özlem Zengin ve Ayasofya İmamı Prof. Dr. Mehmet Boynukalın için bir köşe yazısı kaleme aldı. Ak Partiden 2018 seçimlerinde Sakarya Milletvekili Aday Adayı olan İslam, o yazıya, "Boynukalın ve Zengin tartışması" başlığını attı. İşte medyamidascom internet sitesinde yayınlanan o köşe yazısı:

"Bu haftasonu iki sembol ismi, Akparti Grup Başkan vekili Özlem Zengin ve Ayasofya İmamı Prof. Dr. Mehmet Boynukalın Hoca’yı karşı karşıya getirmeyi başardık. Bravo bize. Biz diyorum çünkü birinin 280 karakter sınırlı bir tweet ile söylediğine karşı diğerinin, formatını süresinin belirlediği bir TV programında aceleyle cevap verdiği bir ortamda ortaya eksikliklerle dolu bir diyalog çıkınca boşlukları işgüzarlık edip biz doldurmaya kalktık ve olayı köpürttük. 

Ayasofya herhangi bir mescit değildir

Ayasofya, aslında İslamî açıdan bütün mescitler gibi bir mescittir. Mihrabı aynı kıbleye bakar, orada tüm diğer mescitlerle aynı namaz kılınır, aynı hutbe okunur, şadırvanında aynı abdest alınır. 

Ama Ayasofya’yı herhangi bir mescitten farklı kılan bir şeyler vardır ki bu sadece onun tarihselliğinden değil, o tarihselliğe de değer katan siyasî öneminden gelir. İstanbul’un Fethi adını verdiğimiz stratejik hedefe, tam olarak Ayasofya’nın mescid/cami olmasıyla erişilmiştir. Ayasofya’nın camiye çevrilmesi ve/fakat isminin aynen muhafaza edilmesinde, Osmanlı Devleti’nin artık bir imparatorluk olduğunun, Doğu Roma mirasını üzerine aldığının ama o mirası İslamlaştırdığının şifreleri saklıdır.

Bu kadar mı?

Yirminci yüzyıla geldiğimizde, egemenlik nişanesi olan Ayasofya’nın ibadete kapatılması ve müzeye çevrilmesi ama bunlar olurken tapu kaydında Cami-i Şerif ibaresinin itinayla mahfuz tutulması da onun, muvafık ve muarız tüm taraflar nezdindeki siyasî önemini gösterir.

Ve Bugün

Bir yaz günü imzalanan bir kararnameyle ibadete açılması ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na emanet edilmesi, yine bir yaz günü yıllar sonra ilk Cuma Namazı’nın, koltuğunun altına kıstırdığı seccadeleriyle gelen yüzbinler tarafından kılınması da siyasî bir egemenlik nişanesidir.

Yani Ayasofya dediğimizde, üstün mimari özelliklerinin çok ötesinde onu tarihsel miras kılan bir siyasî değerden bahsediyoruz. Ayasofya’nın işlevi ve idaresi tarihi boyunca siyasi bir başlıktır. Bugünkü konumunu da bir siyasî mücadele ve iradeye borçludur.  

Ayasofya İmamı Boynukalın Hoca

Bir yönüyle alanında akademik tüm merhaleleri geçmiş, saygın, sözüne mevkidaşlarınca değer verilen bir hoca; yani âlim. Diğer yönüyle, yukarıda anlattığımız Ayasofya’nın imamı. Bu ikinci sıfatı, dünya hayatında anlattığımız sebeplerden ötürü onu odak noktasına taşıyor. Yani söylediği her söz başka cami imamlarınınkinden daha çok etki bırakıyor. Bu yönüyle siyasî. Siyaset deyince hemen akla ideoloji veya gündelik parti siyaseti gelmesin; toplumda bıraktığı iz gelsin. 

Hocamıza itiraz İslam’a itiraz değildir

Gel gelelim Mehmet Hocamız, nass olanı yorumlayan bir alim ve nassın yorumu artık insan eli değmiş olunca o artık bir nass değil bir bilgi oluyor. Bilgi ise geçerliliğini mutlak doğruluğundan / değişmezliğinden değil tam tersine yanlışlanabilir olmasından ve nasıl yanlışlanabileceğini tarifinde barındırmasından alır. Zaten tüm ilmî mevkidaşlarının Boynukalın Hoca’yla bire bir mutabık olmaması, kiminin değişik oranlarda farklı düşünmesi durumu bize bunu gösteriyor.

Özlem Zengin

Başörtüsü mücadelesinin vücut bulmuş hali. Hem engelli koşmuş, hem de koşarken adeta ayaklarına onar kiloluk külçe bağlanmış bir koşucu gibi. Fakültede okurken, Baro’ya kaydolurken, mesleğini (ne eksik ne fazla) meslektaşlarıyla aynı şartlarda icra etmek isterken hep bariyerlerle karşılaşmış. 
Bugün mü? TBMM’de Akparti sıralarında grubun en önünde oturuyor. Elbette önce kendi emeği geliyor bu manzarada ama ondan daha belirleyici olarak siyasetin gidişatı. 1999’da bir selefinin kovulduğu sıralarda oturuyor ve sözü aldı mı hakkını veriyor, selefini kovanların haleflerinin tüylerini diken diken ediyor. İşte bu noktaya on dokuz yılda düşe kalka ama kararlı bir siyasetle gelindi.

Peki ne oldu? 

Katıldığı bir televizyon programında Özlem Zengin’e Ayasofya İmamı Boynukalın’ın tweetleri soruldu. Önce o tweetlerden birine bakalım:
“Cinayet cinayettir; cinsiyet değiştirmez; erkek, kadın, çocuk, büyük kimin başına gelirse gelsin ilkemiz: ‘Sizin için kısasta hayat vardır’ ilahi düsturudur. Sürekli ‘kadın cinayetleri’ vurgusu, kadını erkeğe düşman etmeye çalışan bir sloganik medya propagandasıdır.”

Buna mukabil Özlem Zengin şu cümleleri sarf etti:

“Kadın konusunda dini referans alarak sert açıklamalar yapmayı doğru bulmuyorum.” 

“Herkes kendi işini yapmalı.”

“Bu söylemler siyasetin üzerine yük oluyor.” 

Şimdi

Özlem Hanım, içeriğe fazla girmeden sonda söylenecek şeyi başta söyleyip konuyu kapatmaya çalışınca tabii ki sosyal medyadaki tartışma büyüdü, köpürdü. Daha ilk bakışta “akademisyen bir imamın neyi referans almasını bekliyorsunuz” veya “işi o zaten” gibi haklı itirazlara muhatap oldu. Çünkü cevap vererek asıl meramını anlatmak yerine tepki vererek duygularını dışa vurma yolunu seçti. Bizlerin, yani kendisini takip eden seyircilerin beklediği izahatı yapmak yerine feminist öfkeyi serinletmeyi önceledi. Tecrübemle söyleyeyim, serinlemezler. Siz bizi öncelemeye devam edin. 

Oysa Boynukalın Hoca’nın o sözüne dair anlatılması gereken çok şey vardı. Çünkü hoca önce “cinayet cinayettir” diyor onun ve yaşa,cinsiyete vb. bağlı olmadığını ekliyor. Yani dikkatimizi siyaseten doğru bir ilkeye çekiyor. Sonrasında da bizi “kısasta hayat vardır” nasıyla karşı karşıya bırakıp “kadın cinayeti” diye bir tanımlama olmaması gerektiğine iknaya çalışıyor. Pardon iknaya dahi çalışmıyor, “medyatik” bir fitne olduğunu söyleyip konuyu böyle kabul etmemizi istiyor. 
Kadın cinayetleri meselesinin siyasi manipülasyona açık olduğu barizdir. Türkiye’nin bu konuda aslında dünya ölçeğinde çok kötü bir konumda olmadığı, Türkiye’yi gidip aynı oranlara, hatta daha kötüsüne sahip olan Avrupa ülkelerine şikayet etmenin komik olduğu, yapmamız gerekenin el birliğiyle bu meseleyi halletmek olduğu gibi söylenecek çok şey varken onu görmezden gelmek hele “medyatik” kısmına indirgemek, evet yanlıştır.

“Kadın Cinayeti” diye bir şey vardır Sayın Hocam

Almanya’da neo-Nazi bir grup, Türk esnafını hedef alarak seri biçimde öldürüyorsa buna “Türk esnafı cinayetleri”, hatta daha spesifik olarak “dönerci cinayetleri” denir. Burada dönerci esnafıyla, marketçi esnafının eşitliği veya esnaf ile mühendis öldürmenin fiil olarak aynîliği bakidir ama bu sizin “dönerci cinayeti” demenize mani teşkil etmez. Yani çok genel ilke ve naslarla sahada olan arasında, kurulması gereken ilişkiler zinciri atlanarak va’z edilen bağlamlar aslında ilgisizdir.

Yapılması gereken failleri yakalamak, potansiyel maktulleri korumaya almak (bunlar polisin işi) ve cinayet motivini anlayıp onunla mücadele etmektir.

İşte ortada öldürülen kadınlar varsa ve çoğunun ortak özelliği ayrıldıkları kocaları/sevgilileri tarafından öldürülmekse ortak bir motivasyon olduğu zaten kendini ele veriyor. İşte hocam sizden beklediğimiz o sebepleri ele almanızdır. Yukarıdaki denklemde doğrudan ve ilk elde sizin alanınıza giren o kadar çok konu var ki medyanın ne yaptığı, kimin hangi fitne için bu konuyu kullanacağı hususu çok arkalarda kalır –ki o meselelere biz bakıyoruz zaten.  

Selametle"

medyamidascom

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA