Sapanca
Giriş Tarihi : 13-01-2020 22:16   Güncelleme : 13-01-2020 22:28

"Bir Kuzey Ormanı Abesliği: Sapanca Teleferik Projesi"

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümü öğrencisi Tunahan Gözlügöl, Sapanca'da hayata geçirilmek istenen ve vatandaşların tepkisini çeken Teleferik Projesini yazdı.

Gözlügöl, Sapanca Doğa Savunması ve direnişine dair kaleme aldığı yazısına "Bir Kuzey Ormanı Abesliği: Sapanca Teleferik Projesi" başlığını attı. 

İşte dikkat çeken o yazı:

"Bir Kuzey Ormanı Abesliği: Sapanca Teleferik Projesi"

Gün geçmesin ki Kuzey Ormanlarının bir köşesi bir rant kazanı ile daha anılmasın. Neden demeyin; paranın kokusu bu kazanlardan çıkıyor şu sıralar. Nitekim gri, geçtik yeşilin önemini sermayenin biricik değeri altın renginden bile daha değerli bir olgunun alt metnini kalın puntolarla oluşturmakta. Günümüzün tüketim düzeni metalarını oluşturan bu renk aynı zamanda büyükçe bir sektörün temel yapı taşıdır. “Ne takıldın bu renk mevzusuna!” demeyin çünkü bu, piyasaya anlam yüklemenin en basit ve soyut hali renklerdir. Yeşilin timsali Kuzey Ormanlarını da basitçe tanımlamanın diğer eldeki şekillenmiş halidir. Sembolik birtakım anlatıları şimdilik bir kenara bırakmak gerekirse acı, direnç ve nispeten sevinç dolu mevzubahis projeye kemerler bağlı, çok şaşırmamak maksadıyla algı seviyesi asgari düzeyde, yüreklerde direnç, dillerde hınç cümleleriyle başlamak şart olur. 

Kuzey Ormanları ve Yeşilin Çağrısı

Projeye geçmeden evvel Kuzey Ormanları’ndan ve buradaki kıyım projelerinden bahsetmek Sapanca’da süregelen direnişin önemini anlamayı kolaylaştıracaktır. Peki Kuzey Ormanları nedir, nereye kadardır? Bunu anlamak için işaret edilmesi gereken değerli bir toplam, elbette Kuzey Ormanları Savunması (KOS) olacaktır. KOS, İğneada’dan Sapanca’ya kadar yer alan ekolojinin bütün odaklarını ve bileşenlerini ilerici ve bilimsel yöntemlerle savunur. Bilimin dayanmayan her projeye karşı olan bu oluşum 3. Havalimanı, 3. Köprü gibi mega projelerin karşısında olmuştur ve yeşilin tahribatının nelere yol açtığının ve/veya yol açacağının üzerinde durmaktadır. İstanbul’daki mega projeler ve onların ekolojinin en küçük bileşeninden en büyüğüne kadar açtığı savaşı -yeşilin açık çağrısını- İstanbul Boğazı’nda yüzen yaban domuzlarından toprak ile bağı kesilmiş ağaçlara kadar görmekteyiz ve elbette Sapanca’da yapılacak teleferik projesinde de aynı çağrıyı görmek mümkün olacaktır. Elbette yeşil ile grinin savaşı insanlara yakınlığı ile birlikte yeşilin çağrısına ortak olan insanların ilişkisi paralel bir bağ içerisinde ortaya çıkacaktır ve öyle de devam edecektir. Nitekim Sapanca Kırkpınar mevkiinde yapılacak olan proje, oradaki insanların grinin mekanik savaş araçlarına karşı çıkması sayesinde duyulmuştur. Zaten dilsiz yeşilin çağrısı insanın gri aleyhindeki mücadeleci varlığı dışında cılız ve dahi hiç kalacaktır.

Proje nedir, ne değildir?

Proje, 1500 metrelik bir mesafede faaliyet yürütmesi öngörülen teleferik hattı turizm güzellemeleriyle gündeme gelmiş ve ihalesi yapıldığından beri de karşıt sesler yükselmeye başlamıştı. İncebel mevkiinde konuşlanacak üst istasyona yapılması planlanan ve elbette ki ekonomik açıdan ranta açık işletmeler de proje kapsamında. Kimi çevreler bu işletmelerin iş olanağı sağlayacağını söylüyor, kimileriyse de turizm akınına neden olacağından bahsediyor. 2018 yılında dönemin belediye başkanı Aydın Yılmazer yaptığı açıklamalarda halkın meranın yok edilmesi korkusu karşısına doğayı koruyacaklarının ifadelerini oturtmuştu. Buna ek olarak halkın sağlığını tehdit edecek herhangi bir etkisinin olmayacağını da aktarmıştı. Bu projenin muhalif kanadını oluşturanlardan olan Kuzey Ormanları Savunmasının açıklamalarında ise dikkat çektiği ve bittabi önem arz eden şeylerden birisi teleferiğin ayağının yapılacağı arazinin “Deprem Toplanma Bölgesi” olmasıdır. Hele ki Sapanca birinci derece deprem bölgesinde bulunurken o dönemden bugüne belediye tarafından yapılan tüm açıklamalar boşa çıkmakta. Peki bu projeye imza atan belediye bunlardan habersiz miydi? Buna net cevap vermemekle birlikte AFAD tarafından hazırlanan “Türkiye Afet Müdahale Planı” kapsamında belirlenen bu deprem bölgelerinden bir belediyenin haberinin olmayışı, projenin ne kadar tehlikeli ve korkunç bir senaryoyu altında barındırdığını söylemek insanlık namına elzem olacaktır.

Öte yandan doğaya zarar verilmeyeceğine dair açıklamaların, beraberinde nasıl bir gerçekliği getirdiğini ekolojik yıkımın arttığı şu günlerde anlatmak gereklilik olmaktan çıkıp zorunluluk arz ediyor. Kuzey Ormanları Savunması bölgeye dair yaptığı açıklamalarda 60 dönümlük orman arazisinin inşaat kapsamına alındığını ve bu alan içerisinde toplamda 3000 ağacın kesileceğini aktarmıştı. Daha sonralarında açıklama yapan belediye bu rakamları reddetmişti. Ancak yetişkin bir beton-kafa’nın her bir reddinde yüzlerce soru işareti ve itiraz barındırmaktadır. Nitekim bunu anlamak için yakın tarihimizde ODTÜ’de yine yeşile karşı grinin saldırısını baz almak gerekir ve tabii ki projeyi ilk açıkladıklarında 400 civarı ağaç keseceklerini belirtip bir direniş sonrasında ise kesilecek ağaçlardan 400’ünü kurtardıklarını, halbuki bu ağaçların zaten kesilmeyeceğini çünkü projenin dışında kaldığını biliyoruz. Yani çıkarı bulunan bir benliği hiçbir yalan örtemez ve bunu bilen bir halkı kimse durduramaz ki Hasanpaşa halkı asla durmamış, direnişine olanca kuvvetiyle devam etmiştir.

Teleferik ihtiyaç mı, ihtiras mı?

Her şeyden önce ihtiyaç kelimesinin nerelerden geldiğini ve ne ifade ettiğini anlatmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Şayet bunun eksikliğinde birtakım karmaşa oluşmakta ve bu karmaşa özellikle beyin bölgesinde patolojik (!) sonuçlar doğuracak açıklamalara kadar gidebilmektedir. İhtiyaç kelimesinin etimolojik kökenine indiğimizde Arapça “gerekti” anlamına gelen fiilin mastarı olduğunu göreceğiz. “Gerek” kelimesi ise Türk Dil Kurumunca “Gerçekleşmesi zorunlu olarak beklenen” olarak tanımlanmıştır. İhtiyacın nerelerden geldiği ve neler ifade ettiği açıklığa kavuştuğuna göre proje ile bu kelimenin bağına gelelim. 

Teleferik, ilk defa 1644 yılında yük taşımak için kullanılmışken günümüzde ulaşım aracı olarak birçok noktada kullanılmakta. Bunda elbette hemfikiriz ancak Kırkpınar’a yapılacak teleferik “gerçekleşmesi zorunlu olarak beklenen” bir olgu mu? Yani teleferik olmadan insanlar yaşayamıyor mu? Elbette açıp haritada yapılacak alana baktığınızda böyle bir durum olmadığını göreceksiniz. Bu teleferik projesi tamamen ekonomik açıdan doğanın değil doların yeşili baz alınarak düşünülmüş ve hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Ancak halk buna karşı durmuş, Sapanca Doğa Savunması adında birleşerek çadırla nöbet tutmaya başlamıştır. 15 Ekim 2019 tarihinde her çadırlı direnişten korkan sermaye bekçileri elbette bu direnişten de korkup polis eşliğinde halkı alandan atmış ve 22 Ekim 2019 tarihinde ağaç kesimine başlamıştır.  

Buraya kadar algı seviyesi asgari müşterekte var olan herkesin teleferiğin bir ihtiyaç olmadığını anladığını umuyorum. Bu proje, 3. Köprü projesi, 3. Havalimanı projesi, Kanal İstanbul projesi ve daha niceleri gibi ihtiras ve rant dolu girdaplardan öteye gitmedi ve gitmeyecektir. İhtirasın olduğu her yerde var olan sahip olma duygusu asla bir sermaye bekçisinin ellerinden kaçamayacağı gibi zaten bu duygunun, kaçma isteğinin var olacağı ve bunun beyanında bulunacağı bir benliği ve bilinci yoktur. Velhasıl kelam sermaye bekçisinin bilinci her daim tüketim ve ötesinde yok edip inşa etme güdüsü içerisinde bilumum yeşilin karşısında olacaktır. Bu teleferik projesi ile ilgili Sakarya Belediye Başkanı Ekrem Yüce’nin “Sizin istemediğinizi biz de istemeyiz, çözüm yoluna gideceğiz. Çalışmaları durduracağız” içerikli açıklamasında ihtirasın seviyesini belirlemek açısından politik cevabı yeteri kadar hikaye anlatıyor. Çalışmalarını iptal etmek yerine durdurmak, o alanda var olduklarını ancak çalışmalara devam etmeyecekleri ve çözüm yoluna gidecekleri söylemi de uzlaştırmaya dönük olmadıklarını göstermektedir. Geçmişteki birçok ihaleden bunu çıkarabiliriz. Bunun artık kalıpsal bir tepki olduğunu yine yakından tarafı olduğumuz yeşilin talanı Kavaklık, hukuken bir çıkmaza girmiş olsa da Gençlik ve Spor Bakanının geçtiğimiz günlerde birçok üniversitede kampüs içine KYK’ları diktik ancak ODTÜ’ye gelince tıkandık kaldık minvalindeki söylemleri bu işten asla vazgeçmeyeceklerinin ve bu kalıpsal hale bürünmüş davranış biçiminin bir kanıtıdır.

Bir Çıkarım Silsilesi ile Yeşilin Direnişi

En güncel olaylardan olan Sapanca Doğa Savunması adıyla Hasanpaşa halkının teleferiğe karşı direnişi, yeşil aleyhindeki grinin savaşında sadece ufak bir durak noktasıdır. Hasanpaşa halkı dik duruşuyla yeşilin direnişine güç katmıştır ve buna da olanca hınçlarıyla devam etmektedirler. Çünkü bu proje, doğduklarında birlikte büyüdükleri doğayı, mera alanlarını, yaşam düzenlerini tehdit etmektedir. Hasanpaşa halkının dik duruşu yalnızca yerelde bir direniş değildir. Bu dik duruş; Kuzey Ormanları Savunması’nın mega projelere karşı çıkardığı sesin, Alakır Nehri’nin kazandığı direnişteki zafer nidalarının, Kaz Dağları’nda direnen sincapların aceleci ancak bir o kadar yaşam dolu koşuşturmalarının, siyanüre karşı Fatsa’nın, Amanos Dağları’ndaki Karanlıkdere’nin karanlığının, Hasankeyf’te yükselen baraj suyuna karşı direnen tarihin, ODTÜ’de Kavaklık’ta yuvasından olan tilkinin, Millet Bahçesine karşı pırıl pırıl parıldayan Salda Gölü’nün mavisinin, Munzur Dağının heybetinin, Egenin can damarı Murat Dağı’nın, Cerattepe’de direnen kadınların ta kendisidir. Bu dik duruş memleketin her karış toprağında süren yeşilin direnişidir. Hasanpaşa halkı direnen güzellikleriyle onurun timsali ve bizlerin göz bebekleridir. Onlara selam olsun!

Bu yazıya katkılarından dolayı kurumsal düzeyde Kuzey Ormanları Savunması’na ve Sapanca Doğa Savunması’na; birey düzeyinde ise Selçuk Koçum’a, Batuğhan Otyıldız’a ve Hilal Turan’a en içten teşekkürlerimi sunuyorum.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA